Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yargı paketi OHAL mağduriyetlerini kapsamayınca 21.01.2020

İkinci yargı paketi de yolda. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün açıklamalarına da yansıdığı üzere iki paket söz konusu. Biri infaz paketi, diğeri yargı strateji belgesi. Dikkatimi çeken bölümlerden biri olan “Hasta, yaşlı ve hamilelere yönelik bir düzenleme ya da infazın ertelenmesi” kanımca paketin hassas bölümlerinden. Lakin devlete karşı işlenen suçlar, örgüt davalarından aynı durumda olanlar için uygulamada neler getireceği muamma olmayı sürdürüyor. Tabii diğer geniş çaplı mağduriyetlerle de ilgili olarak aynı durum geçerli. Mesela Elif Tuğral, Euronews’e haber olması sayesinde haberdar olduğumuz hamile hükümlülerden biri. FETÖ davasında “örgüt üyeliği”nden hüküm giymiş. Eşi yaşadıkları dramı bir video eşliğinde anlatmakta. Elif hanımın örgüt üyeliğine delil olan hususlar ülkenin içinde bulunduğu yargı travmasını özetler mahiyette. Bir kurumda sigortalı olarak çalışmak ve maaşının Bank Asya'dan ödenmesi dışında bir sebep olmaksızın "terör örgütü..."nden hüküm giymiş! 52...

Nasıl bir muhalefet tarzı ve dili? 16.01.2020

Vizyon, misyon, çevre analizi gibi kavram ve terkipler şirket de kursanız parti de en başta zikredilen ve sizi tanımlayıp altı doldurulması gereken, temel farklılığınızı da ortaya koyan hususlardandır. Ardından dil meselesi gelir. Nasıl bir dil ile yol alınacaktır? Bu soru kendiliğinden tutum/tarzı da içrektir. Dil ve tutum iki ayrılmaz unsurdur.   Bu teorik çerçeveyi Gelecek Partisi için konuştuğunuzda, partinin, bir de yola çıktığı andan itibaren sorumluluk alanına giren üç boyuttan biri var ki, o önemli: Güncel, gelecek ve özellikle “geçmiş”.   Özeleştiri / muhasebe   Özellikle geçmiş boyutu farklı niyet ve sebeplerle daha şimdiden -hatta yola çıkmazdan evvel de- başta Genel Başkan Ahmet Davutoğlu’na yönelik olmak üzere, ülkeyi ilgilendiren iç-dış sorunlarla alakalı sorgulama cihetine gidilmekte. Konvansiyonel medyada kendilerine zaten yer bulamayan parti mensupları sosyal medya üzerinden katıldıkları program ve röportajlarda bu tarz sorulara ziyadesiyle muhatap oldula...

Yargı Reformu: Paketler yetmez, zihniyet değişmeli 23.01.2020

Yargı reformu paketlerinde olumlu addedilebilecek pek çok madde var elbette. İnfaz yasasındaki iyileştirmeler; İhtisas hakim ve savcılığının kurulması; avukatların belgeye ulaşmasındaki engellerin kaldırılması; yargıda teknoloji kullanımının yaygınlaşması; hakim ve savcı yardımcılığı kurumunun getirilmesi; mülakat sınavlarında sadece Adalet Bakanlığı görevlilerinin değil, HSK ve Yüksek Yargı temsilcilerinin bulunması; gözaltı süreleri ve tutuklulukla ilgili iyileştirmeler gibi…   Soru şu: Peki ya kangren gibi ülkenin hayat damarlarını kemiren yargı bağımsızlığı ne durumda?   Bakıldığında pakette 1961 Anayasasıyla getirilip 12 Eylül rejimince kaldırılan “hakim teminatı/coğrafi teminat”ın getirildiğini görüyoruz. Yargıçların alt derece bir yere atanmama güvencesi olumlu ama yetersiz bir adım. Zira bu, onlar için minimal bir teminat. Evet, en azından tayin edildiği yerden daha alt bir bölgeye gönderilemeyecek. Ama yeterli mi? Kötü örnekleri hatırlayınca bir parça buna da şükür de...

Kapatılan askeri okullardaki öğrencilerin hakları 27.01.2020

15 Temmuz gibi darbe denemesi trajedisi yaşamış bir toplum olarak ‘asker, köprü, helikopter, uçak, ordu’ gibi kelimeleri işittiğimizde ne hissediyorsak ‘askeri öğrenciler’ terkibinin de aynı olumsuz çağrışımı yaptırdığı su götürmez.   Toplumun yaşadığı travma açısından bu psikososyal durum bir yere kadar haklı görülebilir. Tabii bu travmatik durumun yaptırdığı haklı çağrışımlara, yürütülen yargı sürecindeki hataları örtme adına oluşturulan algıların etkisini de eklemek gerek. Yani olumsuz hissiyat, sadece haklı sebeplere değil, genelleştirilmiş algılara da dayanmakta. Askeri öğrenciler de bu algıdan ‘genelleştirilmiş’ şekilde nasibini almakta. Mesela, Milli Savunma Bakanı’nın KHK ile kapatılan askeri akademi ve liselerdeki öğrenciler için -haklarında bir yargı kararı olmadığı halde- yüzde 95’inin FETÖ/PDY ile ilişkili olduğunu kamuoyuna deklare etmesi gibi. Yargı ve hukuk süreçlerinin bypass edilip en üst perdeden bu tarz açıklamaların yapılması elbetteki kamuoyundaki algıları da b...

Nasıl bir siyasal kültür dönüşümü (4) 05.02.2020

Geçen yazımızı, “laiklik gibi kirlenmiş, kirletilmiş kavramlarla işimiz o kadar kolay değil!” tespitiyle bitirmiştik. Gerçekten de bizlerin gelenek aleminde ürememiş ve ardında farklı yaşanmışlıkların olduğu, hatta bize intikal ederken demokles kılıcına dönüştürülmüş, anlam dünyamızı da olabildiğince ‘kirletmiş’ kavramlar vardır. Mesela Mısır gibi bazı İslam ülkelerinde “laiklik” kavramını meşrulaştırmanız ilanihaye mümkün değildir. Nitekim “ladinilik/dinsizlik” anlamını içrektir. Tarihimiz açısından örtüşmeler taşıyan benzer bir durum Türkiye için de geçerlidir. Lakin buradaki esas sorun niyetler, o niyetlere dayalı toplumsala yapılan müdahaleleri “meşrulaştırmalar” ve kavrama yüklenen anlam farklılıklarıdır.   Bazılarına göre “laiklik”, dini cemaatlerin -bırakın devlete yaklaştırmayı- cumhuriyetin ilk yıllarındaki gibi kökünün kazınması iken, bazılarına göre bu yaşanmışlıkları geride bırakmak ve bu imayı defetmek için “devletin herkese eşit mesafesi” gibi soyut ve yumuşatılmış bi...

Nasıl bir siyasal kültürel dönüşüm (3) 02.02.2020

İslam'ı aşarak ya da dışlayarak bir demokratik kültür üretiminin mümkün ve sahici bir beklenti olmadığının altını çizmiştik. Nitekim, “birarada yaşam ve birlikte siyaset etme”nin ortak kodlarını ima eden demokratik kültürün seküler yaşam ve değerleri üzerine oturtulma çabası, ultra liberallerin beklentilerinin aksine Batılı ülkeler açısından bile halen tartışmalı bir süreç.   Bu kültürün, insanların korumaya çalıştığı değerler açısından ne ifade ettiği; seslendiği ortama kendine ait olanların bir kısmından vazgeçmeyi teklif edip etmediği; “demokrasi” kelimesi ile arasında ahlaki bir ilişki kurmakta güçlükleri olan ya da taşıdığı iddia edilen seküler değerlerden ötürü mesafeli olan kesimler için de tam olarak neyi kapsadığı, İslam’a ve İslam kültürüne ait unutulmuş olanı hatırlatıcı unsurlar ihtiva edip etmediği tartışılmaya muhtaç.   Zira seküler manada dayatıldığı düşünülenlerle, İslami manada unutulmuş olup hatırlanması gerekenler arasında da bir köprü oluşturmak kaçınılmaz....

Nasıl bir siyasal kültür dönüşümü (2) 31.01.2020

Önceki yazımızda İslamı, İslam kültürünü aşarak ya da dışlayarak bir “demokratik kültür” üretiminin mümkün ve sahici olmadığının altını çizmiştik.   Bu demek değildir ki, muhafazakar dindar camiaların verili durumnda bu kültürel dönüşüm için nakısalar yok. Hemen ekleyelim ki bu tespit herkes için geçerli; hiç kimse “ayranım ekşi” deme niyetinde de değil. Bu bizim toplu olarak handikaplı durumumuz. Bundaki en baş müsebbip de “kimlikçi sosyoloji” ve “kimlikçi siyaset”. En “sıyrıldım, beriyim” diyenleri bile kuşatmış olan bir handikap bu.   Soru en yalın haliyle şu: “İlkeler mi kimlik mi?”   Kimlikler her ne kadar tarihsel zorlamalara maruz kalmış olsalar da sonuçta bizleri sarıp sarmalayan, içine uğrunda mücadeleler verilmiş değerler kattığımız, beka endişelerimizi de gidermede yegane limanlardır. Birey, aile, cemaat diye uzayıp gidiyor. Cem olmak, toplumsallığın doğal hali. “Birey” olduğunu iddia edenler de aslında hem bir geleneğin müntesipleri hem de o “bireyler cemaati”...