Ana içeriğe atla

Yargı Reformu: Paketler yetmez, zihniyet değişmeli 23.01.2020

Yargı reformu paketlerinde olumlu addedilebilecek pek çok madde var elbette. İnfaz yasasındaki iyileştirmeler; İhtisas hakim ve savcılığının kurulması; avukatların belgeye ulaşmasındaki engellerin kaldırılması; yargıda teknoloji kullanımının yaygınlaşması; hakim ve savcı yardımcılığı kurumunun getirilmesi; mülakat sınavlarında sadece Adalet Bakanlığı görevlilerinin değil, HSK ve Yüksek Yargı temsilcilerinin bulunması; gözaltı süreleri ve tutuklulukla ilgili iyileştirmeler gibi…

 

Soru şu: Peki ya kangren gibi ülkenin hayat damarlarını kemiren yargı bağımsızlığı ne durumda?

 

Bakıldığında pakette 1961 Anayasasıyla getirilip 12 Eylül rejimince kaldırılan “hakim teminatı/coğrafi teminat”ın getirildiğini görüyoruz. Yargıçların alt derece bir yere atanmama güvencesi olumlu ama yetersiz bir adım. Zira bu, onlar için minimal bir teminat. Evet, en azından tayin edildiği yerden daha alt bir bölgeye gönderilemeyecek. Ama yeterli mi? Kötü örnekleri hatırlayınca bir parça buna da şükür demek gerekiyor herhalde.

 

İnsanın aklına çok soru geliyor hafızaları zorlayınca. Mesela 28 Şubatta adil kararlar vermeye çalışan hukukçuların başına neler gelmişti? Enis Berberoğlu davasında istinaf hakimleri neden değiştirilmişti? Bylock konusunda sonradan Yargıtay içtihadı haline gelecek ilk değerlendirmeleri yapıp doğru kararlar veren Gaziantep ve Antalya Ağır Ceza hakimlerinin değiştirilmesi talimatlarının sebebi neydi?

 

Yargının bu derece talimatla hareket ettiği bir çark işlerken “coğrafi teminat” yeterli olacak mı?

 

Bazı hukukçular buna çözüm olarak “Siyasi irade atama yetkisine sahip olsa da, hakimlerin bakacağı ya da bakamayacağı davaları belirlemede mutlak anlamda etkisiz ve yetkisiz kılınması gerektiğini ifade etmekteler.

 

“Terör örgütü” tanımının yargıda olabildiğince genişletilerek kullanılması da ayrı bir sorunlar yumağı oluşturmakta. Medyatik örnekler üzerinden gidersek Mehmet Altan, Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ya da mesela Hizbuttahrir, Alpaslan Kuytul ve Halis Bayuncuk davalarında olduğu gibi.

 

Mesela Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan davalarında darbeye teşebbüs ve ağırlaştırılmış müebbete hükmedilmişken Yargıtay 16.Ceza Dairesi bu kararları bozup “terör örgütü üyesi olmadan bilerek isteyerek yardım” suçuna işaret etmişti. Hakeza Mehmet Altan’a yerel mahkeme müebbet verirken, Yargıtay kararı bozup beraate hükmetmişti.

 

Öte yandan AYM’nin “tutuklama hak ihlali” dediğine; ilk derece mahkemenin “AYM yetkisini aştı” açıklamasına rastgelindi.

 

Dahası “kanaatler” delil sayıldı!

 

AYM yıllar önce “MİT’in verdiği bilgilerin önleyici istihbarat dışında adli soruşturma ve kovuşturmada kullanılamayacağını…” kararı aldığı halde bu bypass edildi.

 

Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü üzere nice keyfi tutuklama, keyfi iddianame, keyfi ve “kuvvetle muhtemel” kanaatlere dayalı kararlara şahit olundu.

 

Evrensel hukukta yer almayan “irtibat ve iltisak” terkibiyle pekçok canlar yakıldı.

 

Mahkeme ve İstinaf müebbet ve ağır ceza verirken, Yargıtay’ın beraat ve AİHM’in hak ihlali kararları vaka-i adiye haline geldi. Hukuk perspektifleri arasında bu derece uçurumun normal olup olmadığı sorulmadı.

 

“Manevi cebir” kavramı da ayrı bir vahamet! Oysa Yargıtay, terör örgütü, örgüte yardım ve darbeye teşebbüsün hukuki tanımlarını yapmıştı: Cebir ve şiddet. Yani “manevi cebir”in olamayacağına hükmetmişti.

 

Hizbuttahrir davalarındaki sorunlar da, “terör örgütü”, “cebir ve şiddet” tanımının nerelere vardırılabileceğinin örnekleriyle malul olması bir yana, yüksek yargının lehte ictihadlarına direnen yerel mahkemeler sorunu da maalesef uzun süre kamuoyunun gündemini işgal etti ki halen sıkıntılar devam etmekte.

 

Lakin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Korgeneral Metin İyidil davası kararının ardından yargıya müdahale biçimi, geçmişte örnekleri görülmekle beraber bir level atlama anlamı da taşımaktaydı.

 

Geçtiğimiz Salı günü (21 Ocak 2020) Gelecek Partisi Adalet Politikaları İzleme Kurulu’nun basın bildirisi bu konuya ilişkindi:

 

“Cumhurbaşkanı açık ve sarih biçimde “talimat verdiğini” söylemesi tam bir skandaldır! Anayasamızın 138.maddesinin 2.fıkrasında der ki; “Hiçbir organ, makam, merci ve kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz” Bulunduğu takdirde suç işlemiş olur. Bu eylem, TCK’nın 277 ve 278. Maddelerinde düzenlenmiş bulunan “yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs” suçunu oluşturmaktadır. Özcesi, hakimleri etkilemeye teşebbüs etmek dahi suçtur!”

 

“Cumhurbaşkanının bu açıklamasıyla, olmayan bir yetki kullanılıp hukuk sistemimize de tarifi ve telafisi imkansız zararlar verilmiştir. ‘Bundan sonra mahkemelerin nasıl beraat kararı verebilecekleri’ sorusunu Gelecek Partisi olarak kamuoyunun takdirine arzediyoruz.”

 

Bildirinin son bölümünde geldiğimiz aşamayla ilgili vurgulandığı gibi; son gelişmeler de göstermektedir ki, artık yargıya talimat verilmesinden verilen talimatın kamuoyuna hiçbir çekince olmadan ilan edildiği aşamalarda “şeffaflıkta” da aşama kaydedilmiştir.

 

Yolumuz uzun,

 

Paketlerle çözülecek sorunlar değil bunlar,

 

Zihniyet değişmeli,

 

Hatta paradigma…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İLLEGAL HUTBE

Muhterem müslümanlar! Cenab-ı Hak; Enfal Suresi 27. Ayeti kerimede “… ki bile bile emanetlerinize hıyanet etmeyesiniz” buyurmaktadır. Müminun Suresi 8. Ayeti kerimede “Onlar (müminler) emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler” buyurulmaktadır.   Nisa 58.ayeti kerimede “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” uyarısı yapılmaktadır. Müfessirler “emanet ehli”ne , “ kamu işlerini yürütenler” anlamını vermişlerdir. Enfal 27’de şu mühim ikaz yer almaktadır: “Ey inananlar! Allah’a ve peygambere karşı hainlik etmeyin, size güvenilen şeylere (emanetlerinize) bile bile ihanet/hıyanet etmiş olursunuz.”   Buradaki  emanet  kelimesine  feraid  (görevler) anlamı da verilir. Ayette aynı zamanda  emanet  kelimesinin zıddı olan  hıyanet  de geçmektedir ki, Menar müelliflerine (Abduh/Reşid Rıza) göre, emaneti koruyan ve sahibine tevdi edene “hafîz, emin, ve...

İttifak çatırdamasın da isterse gökkubbe mi yıkılsın? 21.01.2021

Adalet Bakanı Abdülhamid Gül, daha birkaç hafta evvel söylemişti; “Adalet sağlansın da isterse gökkubbe başımıza yıkılsın” diye. Türkiye’de son bir hafta içinde yaşananlar maalesef bunun bir bakanın temennisinden öteye geçemeyeceğini bir kez daha ispat etmekle kalmadı; nasıl bir siyasi iktidar denklemi ve sistem içinde olduğumuzu yüzümüze bir kez daha vurdu. İktidar ortağı parti, bu siyasi teröre sadece sözlü olarak taraf olmakla kalmadı, kendileri gelip emniyete teslim olan saldırganlarla ilgili soruşturmada devletin bir savcısını hedef gösterdi, tehdit etti, bir siyasi parti liderinin adamı olduğuna dair afişler paylaştı ve bir siyasi linç kampanyası gerçekleştirdi. Devlet Bahçeli, yaptığı uzun açıklamada, kendilerine yapılan eleştirilerde aradığı kriterleri sıralarken “ahlakilik, hukukilik, meşruiyet” vurgusu yapmıştı. Bu kampanya tüm kamuoyuna aynı soruyu sordurttu: Nerede ahlakilik? Nerede hukuk? Nerede meşruiyet? Sürekli “muz cumhuriyeti” olmadığımızdan, “bakkal değil devlet yöne...

Kerim Rota’yı takip ediyor musunuz? 04.11.2020

Gelecek Partisi ekonomi kurmaylarından Kerim Rota’yı ne kadar tanıyorsunuz bilmiyorum. Ben de kendisini parti çalışmalarıyla birlikte tanıdım. Bugüne dek yolunuz kesişmediyse, bugünden itibaren mutlaka takibe almanızda fayda var. Twitter hesabını şimdiden şuraya iliştirivereyim: @kerimrota   Biraz sonra bahsedeceklerimden önce mütevazi kişiliğine değinmeden geçmeyeyim. Hesabına girdiğinizde profilin altında yazan “Eski hazineci, bankacı” notundan zaten siz de hemen bunu farkedeceksiniz. Paraanaliz sitesindeki yazılarından zaten kendisini bilen biliyor. Google’a girip onun kariyer yolculuğuna bakmayı size bırakayım; lakin Akbank’taki Genel Müdür Yardımcılığı görevini sürdürürken Odeabank’tan aldığı genel müdürlük teklifini prensipte kabul ettiği halde, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun ismini veto ettiğini ifade edeyim, siz anlayın. Siz elbette bunları ancak medyaya yansıdığında öğrenebiliyorsunuz. Öyle zamanlardan geçiyoruz ki, kimbilir hangi cevherler, ehliyet...