Ana içeriğe atla

Kapatılan askeri okullardaki öğrencilerin hakları 27.01.2020

15 Temmuz gibi darbe denemesi trajedisi yaşamış bir toplum olarak ‘asker, köprü, helikopter, uçak, ordu’ gibi kelimeleri işittiğimizde ne hissediyorsak ‘askeri öğrenciler’ terkibinin de aynı olumsuz çağrışımı yaptırdığı su götürmez.

 

Toplumun yaşadığı travma açısından bu psikososyal durum bir yere kadar haklı görülebilir. Tabii bu travmatik durumun yaptırdığı haklı çağrışımlara, yürütülen yargı sürecindeki hataları örtme adına oluşturulan algıların etkisini de eklemek gerek. Yani olumsuz hissiyat, sadece haklı sebeplere değil, genelleştirilmiş algılara da dayanmakta. Askeri öğrenciler de bu algıdan ‘genelleştirilmiş’ şekilde nasibini almakta. Mesela, Milli Savunma Bakanı’nın KHK ile kapatılan askeri akademi ve liselerdeki öğrenciler için -haklarında bir yargı kararı olmadığı halde- yüzde 95’inin FETÖ/PDY ile ilişkili olduğunu kamuoyuna deklare etmesi gibi. Yargı ve hukuk süreçlerinin bypass edilip en üst perdeden bu tarz açıklamaların yapılması elbetteki kamuoyundaki algıları da besleyip yönlendiriyor.

 

Bizler yargı makamı değiliz. İçlerinde suçlular da olabilir, suçsuzlar da ama evrensel kaideler mucibince kesin olan şey bu gençlerin haklarının hukuklarının olduğu. Hadiselerin vahameti ve algılara dayanarak hukuklarının çiğnenmesine göz yumulamayacağı.

 

Nasıl şehit ve gazilerin onurları, hakları, hukukları baştacı ise, nasıl ki onların birer aileleri var ise bu gençler için de -masumiyet karinesi gereği- aynısı geçerli. Hele ki, suç ve suçlu tanımının keyfe keder yapılamayacağını; algılara dayalı, mesnetsiz bir linç kültürünün de darbeciliğin getirdiği/getireceği bedeller kadar kötü olduğunu kabul ediyorsak.       

 

İşte bu konunun hukuki boyutlarıyla ilgili 22 Şubat 2019’da hukukçu Levent Mazılıgüney ‘patreon’ adlı sitede aynı başlıkla bir makale yazmıştı.

https://www.patreon.com/posts/kapatilan-askeri-24874408

 

Önemli bir dipnot olarak belirtelim ki Mazılıgüney’in kendisi de bir KHK mağduru olarak halen avukatlık yapma hakkından mahrum bırakılan, bylock mor beyin-zoka konusunun teknik çözümlenmesi ve binlerce insanın mağduriyetinin giderilmesinde emekleri olan değerli bir uzman bilirkişi

 

Yazıya özellikle aynı başlığı koymamızın sebebi de onun bu konulardaki emeklerine bir kez daha dikkat çekmek. Zaten köşemizin bundan sonrası onun yazısının özetlenmesini içermekte.

 

Konuyla ilgili önce kısa bir özet veriyor Mazılıgüney;

 

“31/07/2016 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 104/1 maddesiyle Harp Akademileri, askeri liseler ve astsubay hazırlama okulları kapatılmış, haklarında hiçbir adli ya da idari soruşturma bulunmayan ve kendilerine tercih hakkı sunulmayan on binlerce öğrenci başka okullarda okumaya veya hiç okumadıkları okullardan verilen diplomaları almaya mecbur edilmişlerdir. Ayrıca, yıllarca hayalini kurdukları üniformalarına kavuşamadan hayatlarının baharında yaşama küstürülmüş ve sonrasında kendilerine reva görülen muamelelerle tıpkı diğer KHK mağdurları gibi adeta ‘medeni ölüye’ dönüştürülmüşlerdir. Hatta yapılan muamele KHK mağdurlarından daha olumsuz ve ağır sonuçlar doğurmuştur. Belki bugüne kadar çok gündeme gelmese ve başka bir okula yerleştirilmeleri ya da hiç okumadıkları bir okuldan diploma almak suretiyle mağduriyet yaşamadıkları gibi bir algı oluşturulsa da, işin aslı hiç de öyle değildir. Zira bu durumda olan öğrencilerle ilgili dönemin iki Milli Savunma Bakanı tarafından hak etmedikleri isnatta bulunulmuş ve %95’nin FETÖ/PDY ile ilişkili olduğu belirtilmek suretiyle en başından suçlu ilan edilmişlerdir.”

 

Süreç şu maddelerle özetleniyor yazıda;

 

  1. Bu öğrencilere bundan sonra tahsillerini hangi okullarda sürdürmek istedikleri sorulmuyor,
  2. Kapatılan askeri okullar yerine kurulan Milli Savunma Üniversitesi’ne KAYIT HAKKI TANINMAMIŞ ve daha önce okudukları okullara denk olmayan ve bizzat YÖK tarafından belirlenen okullarda okumaya ve bu okullardan verilen DİPLOMALARI ALMAYA ZORLANMIŞLARDIR.
  3. 669 sayılı KHK’da bulunmamasına rağmen ve sanki kendileri bu okullardan diploma almak istemişler gibi YÖK’ün talimatıyla diplomalarının arkasına “669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname Uyarınca” verildiği yazılarak adeta KALICI OLARAK FİŞLENMİŞLERDİR.
  4. Hiçbir kusurları olmamasına ve “haklı ve makul bir beklentilerinin” olmasına rağmen kendileriyle ilgili yapılan işlemler nedeniyle hiçbir yargı organına ve OHAL KOMİSYONUNA BAŞVURAMAMIŞLAR, idari mercilere, BİMER ve CİMER’e yaptıkları başvurulardan da hiçbir netice alamamışlardır.
  5. İşin ilginç yanı, sanki KHK ile ihraç edilmişler gibi SGK kayıtlarına da 669 sayılı KHK ile ilgili şerh düşülmüştür.

 

Böylelikle;

 

  • Hak etmedikleri muamelelere muhatap olmuşlar,
  • Haklarında yaratılan suçlu algısı, diploma arkasına ve SGK kayıtlarına düşülen şerhlerle fişlenmeleri sebebiyle İŞ BULMALARI İMKANSIZ HALE GELMİŞTİR.
  • Bu suretle sosyal hayattan da tamamen soyutlanmışlardır. Bir kısmı 3-4 yılını heba etmek pahasına yeniden sınavlara girmiş, bir kısmı hiç bilmedikleri işlerde çalışmak zorunda kalmış ve büyük çoğunluğu ise kendilerine reva görülen bu muamele nedeniyle hayata küsmüştür. (Yazıda, bu durumda olan öğrencilerin yaşadıklarıyla ilgili anlatımlar için “2. Yılında OHAL’in Toplumsal Maliyetleri Faaliyet Raporu” da referans olarak gösterilmekte. İlgi duyanlar konuyu buradan da inceleyebilir.)

 

Mazılıgüney de yazısında bu öğrencilerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları bağlamında yapabilecekleriyle ilgili hukuki tavsiyeler üzerine bina etmiş:

 

  1. Eğitim hakkı
  2. Özel hayata saygı
  3. Adil yargılanma hakkı
  1. Mahkemeye erişim hakkı
  2. Masumiyet karinesi
  1. Mülkiyet hakkı
  2. Ayrımcılık yasağı

 

Bu konulardaki AİHM dosyalarının detaylarını yazıdan takip etmek mümkün.

 

Unutmamamız gerekiyor ki bizlerin amacı, hukuk ve adalet konusundaki farkındalık çıtamızın yükselmesine gayret etmek. Bu da bizce, öncelikle Nisa 135 ve Maide 8 bağlamında sağlıklı bir perspektifi rehber edinip bugüne güncellemekle mümkün. Darbeleri, darbecileri lanetleyip hukuk önünde gereken cezaları almalarını sağlamaya çalışmakla, sapla samanı ayırma ve travmaya yaslanan bir öfkeyle daha fazla mağduriyet oluşumunda mahsur görmeyen zihniyete de aynı oranda karşı durma gayreti birbirine rakip değil, birbirini besleyen kriterler ve mizan ölçüleridir.

 

Ve hak/hakkı ikame, kulun hatırı için değil, Allah’ın hatırı içindir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İLLEGAL HUTBE

Muhterem müslümanlar! Cenab-ı Hak; Enfal Suresi 27. Ayeti kerimede “… ki bile bile emanetlerinize hıyanet etmeyesiniz” buyurmaktadır. Müminun Suresi 8. Ayeti kerimede “Onlar (müminler) emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler” buyurulmaktadır.   Nisa 58.ayeti kerimede “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” uyarısı yapılmaktadır. Müfessirler “emanet ehli”ne , “ kamu işlerini yürütenler” anlamını vermişlerdir. Enfal 27’de şu mühim ikaz yer almaktadır: “Ey inananlar! Allah’a ve peygambere karşı hainlik etmeyin, size güvenilen şeylere (emanetlerinize) bile bile ihanet/hıyanet etmiş olursunuz.”   Buradaki  emanet  kelimesine  feraid  (görevler) anlamı da verilir. Ayette aynı zamanda  emanet  kelimesinin zıddı olan  hıyanet  de geçmektedir ki, Menar müelliflerine (Abduh/Reşid Rıza) göre, emaneti koruyan ve sahibine tevdi edene “hafîz, emin, ve...

İttifak çatırdamasın da isterse gökkubbe mi yıkılsın? 21.01.2021

Adalet Bakanı Abdülhamid Gül, daha birkaç hafta evvel söylemişti; “Adalet sağlansın da isterse gökkubbe başımıza yıkılsın” diye. Türkiye’de son bir hafta içinde yaşananlar maalesef bunun bir bakanın temennisinden öteye geçemeyeceğini bir kez daha ispat etmekle kalmadı; nasıl bir siyasi iktidar denklemi ve sistem içinde olduğumuzu yüzümüze bir kez daha vurdu. İktidar ortağı parti, bu siyasi teröre sadece sözlü olarak taraf olmakla kalmadı, kendileri gelip emniyete teslim olan saldırganlarla ilgili soruşturmada devletin bir savcısını hedef gösterdi, tehdit etti, bir siyasi parti liderinin adamı olduğuna dair afişler paylaştı ve bir siyasi linç kampanyası gerçekleştirdi. Devlet Bahçeli, yaptığı uzun açıklamada, kendilerine yapılan eleştirilerde aradığı kriterleri sıralarken “ahlakilik, hukukilik, meşruiyet” vurgusu yapmıştı. Bu kampanya tüm kamuoyuna aynı soruyu sordurttu: Nerede ahlakilik? Nerede hukuk? Nerede meşruiyet? Sürekli “muz cumhuriyeti” olmadığımızdan, “bakkal değil devlet yöne...

Tartışıyor muyuz gerçekten? 30.07.2020

Hangi konu olursa olsun “Tartışıyor gibi” yapmaktan kendimizi alamıyoruz. Bir bakıma, kronik toplumsal konularda herkesin her konuda fikir serdetmesinden kaynaklı bir durum bu. Diğer açıdan da, mahalli olarak kapsadığımız alana halel gelmemesi adına takındığımız tutumlar var. Yani tartışma hangi boyutta yol alırsa alsın, öncelik, bizim takıma halel gelmemesi.  Bu da sonuçlardan yola çıkarak ideolojik tutum alışları besliyor. Meselelerin kaynağına inmek zorlaşıyor. Tam “keşke sadece bilenler konuşsa” derken, uzman zannettiklerimiz de kendilerini aynı sarmalın içinde buluveriyor. Kimbilir, belki de gerçekten sorunlara vakıf olanlar bu keşmekeşte konuşmaktan imtina edip köşelerine çekildikleri, bizler şövalyelerin kılıç şıklatmalarına maruza kaldığımız içindir bu toz duman, bilemiyorum.   Ama sonuçta, mahalli tutum, ister istemez belli boyutların öne çıkarılıp başka boyutların ıskalanmasını beraberinde getiriyor. “Derinleşelim” beklentisi, “vakit yok, başkaları zemin kazanıyor” a...