Ana içeriğe atla

İttifak çatırdamasın da isterse gökkubbe mi yıkılsın? 21.01.2021




Adalet Bakanı Abdülhamid Gül, daha birkaç hafta evvel söylemişti; “Adalet sağlansın da isterse gökkubbe başımıza yıkılsın” diye.


Türkiye’de son bir hafta içinde yaşananlar maalesef bunun bir bakanın temennisinden öteye geçemeyeceğini bir kez daha ispat etmekle kalmadı; nasıl bir siyasi iktidar denklemi ve sistem içinde olduğumuzu yüzümüze bir kez daha vurdu.

İktidar ortağı parti, bu siyasi teröre sadece sözlü olarak taraf olmakla kalmadı, kendileri gelip emniyete teslim olan saldırganlarla ilgili soruşturmada devletin bir savcısını hedef gösterdi, tehdit etti, bir siyasi parti liderinin adamı olduğuna dair afişler paylaştı ve bir siyasi linç kampanyası gerçekleştirdi.

Devlet Bahçeli, yaptığı uzun açıklamada, kendilerine yapılan eleştirilerde aradığı kriterleri sıralarken “ahlakilik, hukukilik, meşruiyet” vurgusu yapmıştı. Bu kampanya tüm kamuoyuna aynı soruyu sordurttu: Nerede ahlakilik? Nerede hukuk? Nerede meşruiyet?

Sürekli “muz cumhuriyeti” olmadığımızdan, “bakkal değil devlet yönettiğimizden” dem vuran rical, bu defa liseli ergenler gibi, ülküdaşlarını koruma adına ne devlet, ne hukuk, ne ahlak, ne meşruiyetle bağdaşmayan bir tutumun içerisine girmişlerdi.

Erdoğan sessizliğini bozar mı?

Devletin savcısına dönük linç, toplumu tahrik, organize suç, terör ve şiddeti meşru gösterme…içine katabileceğiniz bolca anayasa maddesi ve ceza kanunlarını çiğneyen bir tarihi eylemlilik anlamına gelmekteydi! Aynı tarihe bir kara leke olarak da geçti! MHP cephesinde durum bildiğiniz ve beklenen türden işlerken, bütün bu cürmü meşhuda ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan “soğukkanlılığını” korumaya devam ediyor. Mağdurlara ya kendisi ya da üçüncü şahıslar üzerinden telefonla ulaştığını, Soylu ve Gül’e gerekenin yapılmasına ilişkin talimatları verdiğini öğreniyoruz.

Lakin iktidarın bu konuda kafasının karışık ve endişeli olduğu belli. Erdoğan “Türkiye İttifakı”ndan bahsederken Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı, AB’ye çağrı yaparken Bahçeli’nin “HDP’nin kapatılması”ndan bahsetmesi, Erdoğan’ın reformlarının ittifaka zarar vermeyecek mahiyette kalmasını isteyen ortağı açısından bir şekilde bu mesaj topluma ve ilgililerine ulaştırılmakta.

Bahçeli’nin upuzun bir şekilde detaylandırdığı ve aslında Erdoğan’a mektup olarak nitelenebilecek Cumhur İttifakını “Milli Güvenlik Konsepti” olarak niteleyen metni, ittifak kadar kendi geleceğini de garanti alma anlamına geliyor. Bahçeli’nin asıl korkusu bu.

Erdoğan’ın, zihnindeki “tamam mı devam mı?” sorusuna ne cevap vereceği, buna cesaret edip etmeyeceği, etmediği takdirde kendisini bekleyen akibete ilişkin ne tür hesaplar içinde olduğu, cesaret edecekse bunun zamanlaması ve oluşacak boşluğu ne şekilde dolduracağını zaman gösterecek!

Lakin gelelim bugüne!

Hadiseler zinciriyle alakalı iktidarın derin sessizliği, yukarıdaki tablodan bağımsız değil. Sadece devletin cumhuriyet savcısı tehdit edilmiyor, burada Erdoğan ve ittifakın kendisi de sınanıyor!

Hadisenin bir tarafında, gerektiğinde bir tvitlik detay için açıklama yapan HSK’nın günlerdir paralize olması, hukuka ve savcısına sahip çıkamaması, yargının nasıl bir siyasallaşma içine girdiğinin resmini ayan beyan bir kez daha ama vahim bir şekilde ortaya koyarken; diğer tarafta bu hadisede belirlenecek siyasal tutumun gökkubbeyi ittifakın başına yıkma ihtimali var!

O yüzdendir ki, hukuk devletinin bütün norm ve teamülleri hem sokakta, hem mecliste, hem siyaset ve yargıda ayaklar altına alınırken, o hukuk devletini 15 Temmuz’da korumak için and içmiş olanlar Ankara’yı ve ülkeyi ayağa kaldıramıyorlar; onlar da adeta paralize olmuş durumdalar.

Yargı muhtemelen Cumhurbaşkanından gelecek işareti bekliyor! Savcısına sahip çıkması iktidar ortağına kafa tutması anlamına geleceği için, ittifakın maslahatının hukukun üstünlüğüne galebe çaldığı süreçte sessizliğe bürünmüş halde gelecek işareti bekliyor!

Eğer hukuka, savcısına sahip çıkamazsa, hukukun devlet tarafından garanti edilmiş gücüne sırtını dayamış olanların bundan sonra görevlerini nasıl ifa edeceklerini bir düşünün!

Tehdit edip HSK’yı paralize edenlerin buradan nasıl bir cesaret alacaklarını gözünüzün önüne getirin!

Yıllarca “ya devlet başa ya kuzgun leşe” diyenlerin devletten, hukuktan, ahlaktan, meşruiyetten ne anladıklarını ortaya koyan bu tabloda kızgın maşa şimdi önce iktidarın, sonra yargının elinde.

Meşruiyete, hukuka sahip çıkamamak, tehditlere teslim olmak

Yargı, hukuk, kurumlar çoktan ciddi yaralar aldılar.

HSK, bu saat oldu hala sessiz, hala henüz yazılı bir açıklama yapamadı.

Hala savcının bağlı olduğu Ankara C.Başsavcılığının herhangi bir soruşturma başlattığı bilgisi -yazının yazıldığı saate kadar- kamuoyuna ulaşmadı. Adalet Bakanı Gül hala sessiz. (Eklemeden edemeyeceğim: Üzerine vazife olmayan konularda ileri geri çokça yorumda bulunan S.Soylu’nun aksine, üzerine vazife hiçbir konuda maalesef konuşmayan A.Gül’ün bu olaydaki tutumları da birbirinden farklı idi. Mesela Gül, organize suçun teşkil ettiğinin bilincinde mağdurlara destek olmaya gayret ederken, Soylu “tepkisel, kişisel” diyerek hadiseleri önemsizleştirme tavrını benimsedi. Aralarındaki bu farkın altını çizmek, aynı zamanda iktidardaki çatlakları, biraraya gelip hadiselerle alakalı ortak bir tutum belirmeme ciddiyeti ve kararlılığından da uzak olduklarını göstermekte. Yani sistemin ‘tek merkezli’ işleyişi kadar, içerideki ideolojik farklılıkların da çuvala sığmadığı hakkında da işaretler sunmakta.)

Medyaya da sızan bir iddiaya göre Ankara Adliyesi’nde savcının tehdit edilmesi konusu gündeme geliyor; ancak “şimdilik soruşturma açmama” kararı alındığı öğreniliyor.

Başa dönüp A.Gül’ün sözünü tekrar hatırlarsak; bir haftadır aslında gökkubbenin başımıza yıkıldığı ama gözlerine bağ çektiğini farzettiğimiz adaletin ayak sürüdüğü bir süreç yaşamaktayız. Belli ki gökkubbenin yıkılması hukuk devletiyle değil, ittifakın yara alıp almamasıyla ilgili algılanmakta.

Aynı tehditler muhalif siyasetçi ve gazetecilerden gelseydi o gökkubeyi kimlerin başına yıkarlardı bir düşünün.

Özcesi o gökkubbe ama adaletsizlikten ama yanlış siyasi tercihlerden dolayı tüm ülkenin üzerine yıkılmadan, elimizde eğrisiyle doğrusuyla varolan hukuk devleti hepten ellerimizden uçup gitmeden herkes başını ellerinin arasına alıp düşünmek zorunda. Eski hikaye çoktan yırtılıp çöpe atıldı. Çorap örücülerin hikayesine teslim olmak istemiyorsak, tam da korktukları şeyi başlarına getirerek, toplum ve siyaset olarak yenisini yazmak zorundayız!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İLLEGAL HUTBE

Muhterem müslümanlar! Cenab-ı Hak; Enfal Suresi 27. Ayeti kerimede “… ki bile bile emanetlerinize hıyanet etmeyesiniz” buyurmaktadır. Müminun Suresi 8. Ayeti kerimede “Onlar (müminler) emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler” buyurulmaktadır.   Nisa 58.ayeti kerimede “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” uyarısı yapılmaktadır. Müfessirler “emanet ehli”ne , “ kamu işlerini yürütenler” anlamını vermişlerdir. Enfal 27’de şu mühim ikaz yer almaktadır: “Ey inananlar! Allah’a ve peygambere karşı hainlik etmeyin, size güvenilen şeylere (emanetlerinize) bile bile ihanet/hıyanet etmiş olursunuz.”   Buradaki  emanet  kelimesine  feraid  (görevler) anlamı da verilir. Ayette aynı zamanda  emanet  kelimesinin zıddı olan  hıyanet  de geçmektedir ki, Menar müelliflerine (Abduh/Reşid Rıza) göre, emaneti koruyan ve sahibine tevdi edene “hafîz, emin, ve...

Güç Bozar, Mutlak Güç Mutlaka Hepimizi Bozar 15.02.2021

Güç Bozar, Mutlak Güç Mutlaka Hepimizi Bozar Biz bu sözü siyaset alanını tanımlamak için sevdik ve hep kullanageldik. Ama başkalarına karşı. O yüzden çoğu zaman yanlış anladık. Kimimiz elini yüzünü yakmamak için bu ‘ateş koru’ndan kaçtı, kimimiz ise cahil cesareti ve ihtirasla onu elinde tutmaya çalıştı. Oysa maharet ve itidal onu hikmetle yönetmeyi ve herkes için faydalı hale getirmeyi öğrenebilmekte. Bunun da yasaları var. Tecrübe edilmiş, sınanmış yasaları. İnkarı durumunda mutlaka otoriterleşmeye varan bu halin bir süre sonra aktörleri de değersizleşmekte; orada “biz” mi yoksa “başkaları” mı var önemsizleşmekte. Bu maalesef hep böyle oldu ve değiştirme fırsatını yakalayanlar elindekinin kıymetini bilemedi. Ama elitlerin ama toplumun zorlamaları karşısında, değiştirmeye dönük idealler yerini konjonktürel muktedirliğin korunmasına bıraktı. Bugünkü tecrübelere ulaşmanın bedeli de bir neslin heder edilmesi oldu. Şimdi daha tecrübeliyiz belki ama daha irade sahibi değiliz. Bize ...

Kefillik 30.12.2020

Geçenlerde Yusuf Kaplan, “Kitler İmha Silahlarının…” diye başlıklandırılıp derneklerin ve sivil toplumun tırpanlanmasıyla biten yasayla ilgili eleştirel bir tvit attı. Tvitin ardından İç İşleri Bakanı kendisini aramış. Şöyle diyor sonradan attığı ikinci tvitte:   “İç İşleri Bakanımız sayın Süleyman Soylu aradı. Yarım saat konuştuk. STK yasasının aslâ sivil toplumu zayıflatmayacağını, STK'ların İslâmî çalışmalarını engellemesinin sözkonusu olmayacağını, buna ilk önce kendisinin karşı duracağını söyledi.”   Anlaşılır gibi değil. İlk anda göz çarpan çarpıklık “İslami STK”lar için güvence alınmış olması!! Bu ilginç bir şuuraltı. “İslami STK’lara dokunulmasın da gerisi teferruat” der gibi. O demiyor tabii, tvitte kendisini açık eden şuuraltı söylüyor. Bir hukuk devletinde, haklar söz konusu olduğunda “eşitlik ilkesi” ve “ayrımcılık yasağı ilkesi” gereği ne zihnen, ne vicdanen, ne de hukuken böyle bir ayrıma gidilmesi beklentisi bile tüyler ürpertici değil midir? Yani bütün bir sivi...