Ana içeriğe atla

Devletin gemisine binmek 25.06.2020

Nagehan Alçı, HDP ile ilişkili bir okuma üzerinden, Tunç Soyer ve Canan Kaftancıoğlu’nun “müesses nizam sahipleri” tarafından muteber görülmediği ve tasfiyelerinin amaçlandığına dair bir yazı yazdı Habertürk’te. Ama yazının can alıcı bölümü Washington’da yaşayan gazeteciler Ömer Taşpınar-Gönül Tol ikilisinden ödünç aldığı “Yeşil Kemalist rejim” tabiriydi. Tabiri bugün de Ahmet Taşgetiren, yazısına başlık yaparak “Yeşil Kemalist düzen” şeklinde Karar’daki köşesine taşıdı.

 

Ortada Taşpınar-Tol ikilisinin kastettiği manada bir “yeşillik” durumu söz konusu mu değil mi elbette tartışma konusu. Erdoğan başta olmak üzere, AK Parti ve kitlesinin ağırlığı muhafazakarlığa dayalı kimliği üzerinden yapılan bir tanımlama bu. Seküler olmayan bir ideoloji olarak tasniflenen “İslamcılık”a dair de uzun süredir okunan fatihaları pekiştirmeye dönük bir gayret olduğu açık. Erdoğan ve AK Parti’nin zaafları (hatta mezkur kesimler dış politika okuması üzerinden bu safa Davutoğlu’nu da katmaktalar) üzerinden önce “İslamcılık”, ardından “din”in bu dünyaya sunacağı şeyin bundan fazlası olamayacağına ilişkin bir konumlanma içindeler. Bazılarına göre, dünden bugüne pekiştirilmeye çalışılan bu tablo için Erdoğan ya da AK Parti’nin bir iktidar deneyimi yaşaması da gerekmiyordu aslında. Zira onların eleştirileri 18 yıl önce, hatta 90’larda da RP döneminde de vaki idi. Bu, tablonun bir tarafı ve bizim tartıştığımızdan bambaşka bir niyete sahip. Şimdilik şöylece kenarda dursun.

 

Taşgetiren’in tartıştığı konu ise -her ne kadar referansını Alçı’nın yazısından alsa da- bambaşka. Ahmet ağabeyin derdi de, analizinin içeriği de, varmak istediği nokta da bundan çok farklı.

 

Devletin biriktirdiği sancılara, siyasetin ve toplumun önünü açarak son vermeye gayret eden AK Parti deneyiminin, karşı olduğu aynı devletin sarmalına girmiş olup olmadığını sorguluyor.

 

Onca mücadelenin ardından, AK Parti ve Erdoğan temsil ettiği toplumsal kesimler adına gücü ele geçirmiş mi; yoksa kendisine karşı mücadele verilen güç, Erdoğan’ı da AK Parti’yi de, dayandığı tabanı da kuşatma altına alıp sarmalamış mı oldu? Hangisi?

 

Bir diğer soru da, “bu gidişat gönüllü mü gerçekleşti yoksa bir vakumlama durumu mu oldu? Metazorik/zoraki bir misak mı oluştu yoksa gönüllü bir bütünleşme mi?” Son soruyu da “farkeder mi?” diye not düşelim.

 

Tabii sorular bitmez. “Devlet -şimdilik- yeşil renge boyanarak geçici bir Muhafazakar-Kemalist İttifak durumu mu hasıl oldu?” sorusu, aslında gönülden geçeni de zımnen işaretleyen bir mahiyet arzetmekte: Aman bu durum geçici olsun, gözümüzü açtığımızda bu kabustan uyanalım!

 

Niyet Ortaklığı Vakıayı da Örtüştürdü

 

Siyaset kimliklerle yapıldığı için, Yeşil ve Kemalizm kelimelerinin yanyana gelmesi irite edici olabilir. Devlete yıllarca kendi rengini vermiş olan seçkinci elitin ideolojisi olarak Kemalizm ile çevrenin kimliğine atfen kullanılan dini tonları hakim bir muhafazakarlığın bugün yanyana anılır olması kimseyi şaşırtmamalı aslında.

 

Gücü ellerinde toplamak için hukuki-siyasi ilkeleri çiğnemekten çekinmeyenlerin aynı muktedirlik alanını paylaşmalarından daha doğal bir şey olamaz.

 

Muhafazakar sosyolojinin ağırlıklı olduğu vasatta devlet, evrensel tecrübeler ve hukuk normlarıyla dönüştürülürken, toplum da o devlete yakınlaşmakta, devlet-toplum birlikteliği sağlanmaya çalışılmakta idi. Bu zemin ortadan kaldırılır, bu niyetle hareket eden “Yeşil”in hakiki tonları tasfiye edilirken, devlet, gücü her ne pahasına olursa olsun elinde bulundurmaya matuf eski kodlarına geri çekildi. Bunu kim yaparsa yapsın bu mukadderat kaçınılmaz olacaktı.

 

Devlet, kendisini halktan ve hukuktan korumak üzere inşa edilmiş kurumlarla kaim olduğu için, kendisini ele geçirmeyi hedefleyenlerin bu amaç doğrultusunda yollarının kesişmesi bu açıdan da kaçınılmazdır.

 

İlk süreçte amaç devletin dönüştürülmesi iken, ikincisinde her ne pahasına olursa olsun korunması oldu. Dönüşüm metazorik olarak durduruldu. Dönüşümü durdurmaktan amaç, belli bir önderliğin, kendisine sadık kadrolarla iktidarını pekiştirmekti. Devlet böyle düşünüp eyleyenlere her zaman kollarını açar. Devleti kendi gücünü tahkim eden bir araç olarak gören bütün iktidarların yolu bu çıkmaz sokakta sona erer.

 

Hukuku uygulayarak ve paylaşarak güçleneceklerini öğren(e)meden göçüp giden iktidarların çöplüğü olan bu dünyanın tecrübesi göstermiştir ki amaç hukukun gücüne yaslanarak devleti ve mekanizmalarını terbiye etmektir; devlete yaslanarak hukuku tırpanlamak değil.

 

Dolayısıyla mesele, “Yeşil”in yeşil gibi davranmayı daha öğrenemeden, tedrici ıslah sürecini akamete uğratması ve kendisini tecrübeli muarızının kollarına bırakmasıdır.

 

Ufuktaki Gökkuşağı

 

Oysa “Yeşil”in hakiki tonları hukuka, topluma, dolayısıyla meşruiyete yaslanır.

 

Kaybeden “Yeşil” değil, “Yeşil” olmanın çağdaş dünyadaki tezahürlerini yakalama cehdi tükenenlerdir.

 

İki çift sözümüz de “Kırmızı”ya olsun: “Kırmızı” olarak “Yeşil” olduğunu varsaydığına düşmanlık içeren bir kimliksel mücadele ile bu ülkeyi ileriye taşıyacaklarını zannedenler, ideolojide farklı ama zihniyette kendilerine ortak kıldıklarıyla didişerek ancak işte böyle dejavu’ler yaratırlar. İyi bakabilseler orada kendilerini görecekler. Didiştikçe, kendilerine benzetmeye devam ediyorlar çünkü. “Yeşil” de tedrici bir formasyon süreci gerektiren meşruiyete yaslanmayı beceremediği için kırmızıyı kendisine rehber edinmeyi sürdürüyor.

 

“Yeşil”in hakiki tonlarına yaslanmaya üşenip kırmızının tonlarına bürünme kolaycılığında olanlara bakıp şaşırmanın alemi yok. ‘Yeşil’in gökkuşağına katacağı ve ondan alacağı şeyler çok. Daha yolun başındayız. Her türlü otoriterleşme karşısında hukukun, kurallılığın, kurumsallaşmanın ve meşruiyetin inşasını temsil eden gökkuşağının zenginliği yanında halihazırdaki “Kırmızı” da “Yeşil” de geleceğin ayağına dolanan sarmaşıklardan başkasını ifade etmiyorlar artık.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İLLEGAL HUTBE

Muhterem müslümanlar! Cenab-ı Hak; Enfal Suresi 27. Ayeti kerimede “… ki bile bile emanetlerinize hıyanet etmeyesiniz” buyurmaktadır. Müminun Suresi 8. Ayeti kerimede “Onlar (müminler) emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler” buyurulmaktadır.   Nisa 58.ayeti kerimede “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” uyarısı yapılmaktadır. Müfessirler “emanet ehli”ne , “ kamu işlerini yürütenler” anlamını vermişlerdir. Enfal 27’de şu mühim ikaz yer almaktadır: “Ey inananlar! Allah’a ve peygambere karşı hainlik etmeyin, size güvenilen şeylere (emanetlerinize) bile bile ihanet/hıyanet etmiş olursunuz.”   Buradaki  emanet  kelimesine  feraid  (görevler) anlamı da verilir. Ayette aynı zamanda  emanet  kelimesinin zıddı olan  hıyanet  de geçmektedir ki, Menar müelliflerine (Abduh/Reşid Rıza) göre, emaneti koruyan ve sahibine tevdi edene “hafîz, emin, ve...

Güç Bozar, Mutlak Güç Mutlaka Hepimizi Bozar 15.02.2021

Güç Bozar, Mutlak Güç Mutlaka Hepimizi Bozar Biz bu sözü siyaset alanını tanımlamak için sevdik ve hep kullanageldik. Ama başkalarına karşı. O yüzden çoğu zaman yanlış anladık. Kimimiz elini yüzünü yakmamak için bu ‘ateş koru’ndan kaçtı, kimimiz ise cahil cesareti ve ihtirasla onu elinde tutmaya çalıştı. Oysa maharet ve itidal onu hikmetle yönetmeyi ve herkes için faydalı hale getirmeyi öğrenebilmekte. Bunun da yasaları var. Tecrübe edilmiş, sınanmış yasaları. İnkarı durumunda mutlaka otoriterleşmeye varan bu halin bir süre sonra aktörleri de değersizleşmekte; orada “biz” mi yoksa “başkaları” mı var önemsizleşmekte. Bu maalesef hep böyle oldu ve değiştirme fırsatını yakalayanlar elindekinin kıymetini bilemedi. Ama elitlerin ama toplumun zorlamaları karşısında, değiştirmeye dönük idealler yerini konjonktürel muktedirliğin korunmasına bıraktı. Bugünkü tecrübelere ulaşmanın bedeli de bir neslin heder edilmesi oldu. Şimdi daha tecrübeliyiz belki ama daha irade sahibi değiliz. Bize ...

Hoca 'reform'a nasıl bakıyor? 17.11.2020

  Davutoğlu, Berat Albayrak krizinin ardından kamuoyunda “İktidarın U dönüşü”, “Yeni Dönem” ya da “Reform” olarak nitelenen cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına ilişkin, bugünkü gündem konuşmasında detaylı bir değerlendirme yaptı.   Adeta geçmiş dönemin altından girip üstünden çıktı. Başta ataerkil aile ilişkilerinin yönetişime verdiği zararlar olmak üzere, kötü ekonomi yönetimi, ahbap-çavuş ilişkileri, rant ekonomisi, demokratik kurumsallığa verilen zarar, hukuk devleti normlarının ayaklar altına alınmasının hesabının mutlaka verilmesi gerektiği üzerinde durdu. Dünden bugüne rakamlarla da tabloyu ortaya koydu. Ortada bir enkazın olduğundan, buradan bir “pardon” ile sıyrılmanın mümkün olmadığından, bile isteye iradi tercihlerle yapılan hataların halkın emaneti olan kamu malına ve otoritesine verdiği milyarlarca dolarlık maddi ve insani zararların hesabının sorulması gerektiğinden bahsetti. 18 yıllık iktidarın sanki 18 günlük bir hükümet gibi davranmasını ve burada günyüzüne...