Ana içeriğe atla

Şükretmek gerek, bin yıl sürmedi... 26.02.2020

‘Topyekün savaş' manşetlerinin atıldığı kabus günlerinin üzerinde 23 yıl geçti.

 Ondan önce de yaşanmıştı aynı kabuslar, cuntalar, idam sehpaları, işkenceler, yasaklar.

 

1924 Meclis darbesi, 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül zincirin halkalarıydı.

 

Tanklar yürümüş,

 

MGK kararları seçilmiş hükümete dayatılmış,

 

meşru başbakan devrilmiş,

 

yargıçlara brifingler verilmiş,

 

5’li çete patronlar kulübüyle kolkola girmiş,

 

masa başı örgütler kurulup torbaya hedeftekiler atılmış,

 

bankaların içi boşaltılmış,

 

gencecik nesillerin başörtü yasakları yüzünden hayatları karartılıp heder edilmiş,

 

ordudan atılanlar kamu kuruluşlarında çalışamamıştı.

 

Bilahare yargılandı 28 Şubat, yarım yamalak, şöyle kıyısından köşesinden, müebbetler falan verildi “bin yıl sürecek” naraları atanlara.

 

Lakin ilerlemişti yaşları, hiçbiri içeri konmadı, hasta ve yaşlı idiler. Bir zamanlar köküne kibrit suyu döktükleri hukuktan istifadeyle mahpus hayatına mahkum olmadılar.

 

Düzene koydukları icraatlar yüzünden cezaevlerini boylayan mazlumlar ise halen içeride.

 

Olağanüstü şartların yargılamalarından geçen mağdurlar hala mahpus, bitmedi çileleri.

 

Medya, iş dünyası ve siyaset ayakları ise ıslık çalarak geçiştirildi.

 

Hatta bazılarıyla 15 Temmuz sonrası dayanışmaya bile girildi.

 

15 Temmuz demişken, hain darbe için bu 28 Şubat kurmaylarının bazısı yüzümüze bakıp “28 Şubat sürseydi, 15 Temmuz olmazdı” diyebildi, pişkin pişkin.

 

***

 

Çok şükür bitti 28 Şubat. Geçti kabus. Sürmedi bin yıl.

 

Artık hukuk ayaklar altına alınmıyor,

 

toplumun bir bölümü düşman konsepti içerisinde aynı sepete atılıp haksızlıklara maruz kalmıyor.

 

Yapıp edilenleri “hikmet-i devlet” naralarıyla selamlayan zihniyet tarihe gömüldü.

 

Ne uzun gözaltılar, tutukluluklar, ne gizli tanık, yalancı şahitler var.

 

Ne işkence kaldı, ne adam kaçırmalar, ne kayıplar, ne de cezaevlerindeki kötü muamele ve olumsuz şartlar.

 

Saçma sapan düzmece iddianamelerle kimse mağdur olmuyor,

 

adamı olan yargının keskin kılıcından sıyrılıp garibanlar öksüz kalmıyor.

 

Çok şükür, bitti 28 Şubat. Geçti kabus, sürmedi bin yıl.

 

Geçmişi geri getiremeyiz, maddi manevi tazmini münkün değil ama tarihe gömüldü resmi ideolojik söylemler ve laikliğe dayanarak adaletsizliklerin meşrulaştırıldığı günler.

 

Artık ne TV’ler, radyolar, dernekler, vakıflar kapatılıyor, ne sendikalara üye olanlar suçlu ilan ediliyor.

 

Militarist güvenlikçi anlayışın özgürlükleri yok etmeye and içtiği o günleri geri getirmek her baba yiğidin harcı değil artık.

 

Evrensel hukuk ilkelerinin siyaseti, medyası, toplumuyla ezberlenmeye başlandığı dönemlerden bugünlere çok yol katettik.

 

Başımıza gelenler, aklımızı da vicdanımızı da geri döndürülmez şekilde eğitti.

 

Hukukun, adaletin, merhametin, evrensel normların, liyakat ve ehliyetin, emaneti ehline vermenin, şeffaflığın, yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadelenin tadına vardık bir kere.

 

Tillahı gelse döndüremez bizi bu yoldan.

 

Az gittik uz gittik, dere tepe tecrübelerle donandık.

 

Çok şükür bitti 28 Şubat. Geçti kabus, sürmedi bin yıl.

 

Ne kadar şükretsek az.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEHMET ŞİMŞEK İLE HASBİHAL

  Sayın Şimşek sözlerimiz size, tekil olarak şahsınıza. Geleceğinizi duyduğumuzda tüm ümit kırıklıklarımıza, tüm birikmiş öfkelerimize rağmen nasıl da umutlanmıştık. İşinin ehli, rasyonel politikalara yol verecek, gelirken kimbilir ne pazarlıklar etmiş, birilerine rağmen göğsünü entrikalara siper etmiş, mevcut sistemin tüm olumsuzluklarının sürdüğünü bildiğimiz halde, doğru bildiklerinden asla taviz vermeyecek idolümüz olmaya adaydınız! Yalnızca biraz zamana ihtiyacınız vardı ki ondan da bizde bolca vardı. Son yedi yılı yara berelerle atlatmış gaziler olarak, ümitlerimizin kırıntılarını tane tane toplayıp soframıza koyacağınızı dört gözle beklemekteydik! Bizi seraptan uyandıran şey Meclis konuşmanız oldu. Tüm “acabalar”a rağmen artırmaya çalıştığımız umutların bir kez daha törpülenmesine sebebiyet verdi. Onca yaşadığımız kabustan sonra zihinlerde “Rasyonel politikalar gütmeye çalışan bir teknokrat” olarak kalmanız iyi olurdu. Selefleriniz kötü yönetime beceriksiz siyasetlerini ...

‘İman’ın çağdaş konuları 15.08.2020

Toplumsal, siyasal ve ekonomik konularla ilgili şiarlar, “ikame edilmesi” gerektiği “emr”iyle birlikte zikredilen ibadetlerden bağımsız değildir. Bunu, Çağdaş İslam Düşüncesi(ÇİD)’yle şu ya da bu seviyede ilgisi olan herkes bilir. ÇİD’in -her zaman tartışmaya açık boyutlarıyla- genel çeperini oluşturan ve “Siyasal İslamcılık nedir?” sorusuna karşılık olarak verilen en temel cevap onun, bireyden devlete, ekonomiden medeni hallere, ilimden sanata ve kültürel dokuya dair hayatın tüm kompartımanlarına ilişkin sözünün-tanımlarının olduğu, bütünlük arzeden bir yapı/yaşam felsefesi/dünya görüşü olduğuna ilişkin iddiadır.   Bu iddianın “modern cahili toplumlar” ile ÇİD’nin inşacıları arasına zihni duvarlar örmesi bir yana, altının bugüne dek ne ölçüde doldurulduğu da halen tartışılmaya devam edilmektedir.   İddianın altının dolup dolmaması bir yana, kendisi ÇİD ile Müslim-gayrı müslim toplumlar arasına iki zorlu sorumluluğu dikmiştir:   Artık bir postulat haline gelmiş olan bu te...

Adaletin reformu olmaz ama... 22.02.2020

Adaletin reformu olmaz ama bir paket program halinde çiğnenegeliyorsa bir adalet siyasetinin bir an önce devreye sokulması elzemdir.   Karmaşık ve kompleks bir terör örgütüyle mücadelenin zorluğu ortadadır ama o mücadelenin kendisini de hak hukuk açısından karmaşık, kompleks hale getirmenin meşruiyeti nerede görülmüştür?   Çok sorunumuz var...   Anayasada OHAL’e kanuni çerçeve çizildi diye OHAL’i insan hakları yönünden incelemeye tabi tutmamak, OHAL’in kaldırılmasının ardından da devam ediyormuşcasına kararlara imza atmanın hukuksal meşruiyetini tartışmamak olur mu?   Uluslararası haklardan doğan yükümlülükleri, ölçülülük ilkesini, çekirdek haklara dokunma yasağını nereye koyacağız   Mahkeme kararı olmaksızın alınan “kurum kararları”nı, bunların mahkeme kararlarının da üstüne çıkarılmasının meşrulaştırılmasını...   Danıştay 5. Dairesi meslekten çıkarmaya “Olağanüstü tedbir” demişti demesine ama, muhataba hiçbir suçlama yöneltilmemiş, savunma hakkı kullandır...