Ana içeriğe atla

Doğu Türkistanlı bölücüler (!) 09.09.2020

 

 

Çin’in Doğu Türkistanlılara yönelik baskı ve zulüm politikaları herkesçe malum. Mazlumlar her fırsatta anaları, babaları, evlatları ya da bir yakınları için seslerini duyurmak adına her fırsatı kolluyorlar. Sosyal medyada gün geçmiyor ki kardeşlerimizin çektiği videolara denk gelmeyelim. Hepsi iç parçalayıcı hikayeler.

 

Batılı ülkelerde de son dönemde konuya duyarlılık arttı. Birilerine göre samimi değil ve Çin ile ticari savaşın bir uzantısı. Diyelim ki öyle, sonuçta küresel dünya bu zulmün çıplak yüzüyle tanışmış olmuyor mu? Varsın bu yolla olsun. Bu tarz çekişmelerin mazlumlar lehine olan böyle bir yönü de var işte.

 

Ama bazılarına göre durum hiç de ABD ve AB politikalarının sözcüsü Batılı basının aktardığı gibi değil!..

 

Kim bu bazıları?

 

Bir ara iktidar medyasından birileri uçağa bindirilip Çin’e gönderilmiş, orada ağırlanmış ve döndüklerinde de “ihtida” hikayeleri karalamışlardı. “Meğer anlatıldığı gibi değilmiş” haberleri kamuoyunda da eleştiri konusu olmuştu.

 

Vatan Partisi ve gençlik teşkilatı TGB ise malum, bu konular açıldığında Çin Komünist Partisi Gençlik Kollarından farkları yok. Onlara göre bu insanlar “Uygur kışkırtıcıları”, “Çin karşıtı propaganda yapan bölücüler”.

 

 

Hele TGB’nin bir tviti var ki evlere şenlik. Örgüt ve partileri yanyana sıralayıp bunların Türkiyemizi taşlayarak “Uygur Irkçılığı” yaptıklarının iddia edilmesi tam bir kara komedi! “Hepsi IŞİD’çi, hepsi terörist” diyecek, diyemiyor. Çoluk çocuk kadınlar falan. Aslında derdin merkezinde IŞİD bahanesiyle örtülen İslam düşmanlığı da var. Çuvala sığmaz halde, bazen Suriyeli Türkmenlere de az iftira atmadılar zamanında. “Üzerinde durmaya değmez” dediğinizi duyar gibi oldum ama iktidarın açtığı boşluktan içeri dalıp onların literatürüyle söylersek “faşistlik yaparken”, mağduriyetleri gündemleştirmeye çalışanları “ırkçılık” yapmakla suçlamak tam

bir mizah. Trajedinin büyüklüğü gülümsememizi engelliyor, lakin Doğu Türkistanlıları resmederken Nazilerden bahseder gibi terimler kullanılması sadece kulakları tırmalamıyor, vicdanları da sızlatıyor!

 

 

Tutamayacağım kendimi, müsaadenizle biraz güleceğim: “Türkiyemizi taşlayarak Uygur Irkçılığı” yapmak nedir yahu?!   

 

Her neyse, bunlardan başka ne var sırada? Mesela Türkiye ile Çin arasında gelişen ilişkilere kara kedi girmesini istemeyen Dışişleri’nin son yıllarda bu konuda ağzını bıçak açmıyor.

 

Yıllardır Çin’i protesto için İstanbul-Ankara arası mekik dokuyan Doğu Türkistanlıların, her seferinde yollarda önleri kesiliyor. Bu defa da içlerinde çocukların da olduğu 15-20 kişilik bir grupla şehir girişinde durdurulmuşlardı. Bahane malum “Korona tedbirleri” idi ama gerçek elbette farklı. Konuyla ilgili hükümetten zinhar, olumlu olumsuz tek kelime duymak mümkün değil.

 

Bazı kişilerin iadesi konusu da -bazı göç idarelerinin işgüzarlığının da etkisiyle- zaman zaman kamuoyuna yansıdı; sosyal medya tepkileri kimisinde etkili oldu. Genel anlamda böyle bir siyaset izlendiğine dönük eleştiriler ise İçişleri Bakanlığınca sürekli yalanlandı.

 

Bir de meselenin Berat Albayrak boyutu var. Bir konuşmasında gelişmek için illa da demokrasi diye tutturmamak gerektiğinin altını çizerken ismini zikretmediği halde kastettiği ülke Çin idi. Olmuştu işte, başarmıştı. Her ne kadar Çin’e yatırım yapan ülkelerin yüzde 73’ü bunu Çin’in güvenilir olmamasından kaynaklı Hong Kong üzerinden yapsalar, Çin’in 3 trilyon euro’su Batılı kuruluşlarda rehin de olsa. Ya da mesela bir yıl tarımda çalışanların toplu halde sanayiye geçişine karar veren devlet organizasyonlarında, Çin’in işçilere dönük siyasetindeki planlı acımasızlıkları görmezden gelsek de.

 

Batıyla ilişkilerin sorunlu olduğu dönemlerde geliştirilen bağların faturası bir yana, aslında son dönemde yaşadığımız iç yapısal dönüşümlerin bizi ittiği bir cendere bu. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” benzeri bir hal içinde debelenip duruyoruz bu konuda. Çin’in nüfuz ve etki ajanlarıyla zihniyetsel ortaklıklar içine girince üzüm üzüme bakarak kararmak zorunda kalıyor. Yılan hikayesine dönen “FETÖ ile mücadele” sürdükçe, bu açık ortaklığın faturalarına da hep birlikte katlanmak zorunda kalmaktayız.  

 

Meclise getirilen kınama önerilerinin Cumhur ittifakının oylarıyla reddedilmesi de ayrı hikaye.

 

İktidar ve Gençlik kolları bu konuda suskun demiştik ya, işte o boşluğu TGB dolduruyor her seferinde. 15 Temmuz sonrası girilen açık-zimni ortaklık böyle bir garabet doğurdu. Peki ya mesela AK Parti ve gençliği bunlarla aynı fikirde olabilir mi? Ne mümkün ama karşıdan seyrederken, bunlara karşı da lal ve kör olmak el mecbur. Allah kimseyi tutarsızlıklarla sınamasın. Ama konumuz bu değil. Maalesef Çin zulmü altındaki kardeşlerimiz bundan zararlı çıkıyor. Zaman zaman Türkiye’nin dürterek harekete geçirdiği Arap ve İslam teşkilatlarının da buna ayıracak vakitleri pek yok. Bu durumda gerçekleri “üst akıl” coğrafyalarından, Batı’dan öğrenmeye devam ediyoruz. Neyse ki Batı ile Çin arasında bir çıkar çatışması var da Doğu Türkistanlılar İslam ülkelerinin insafıyla sınanmıyorlar. Ya da “Çin’i böldürtmeme”ye and içmiş TGB’nin!

 

TGB “Çin’in bölünmemesi” gündemiyle meşgul oladursun, bu “böldürtmeme, bölünmeme” meselesine harika bir yorum geldi sosyal medyadan. Akledenlerin elleri dert görmesin. Öyle ya, bölünme var, bölünme var! Öyle her bölünmenin çok dert edilmesi doğru değil. Kim, kimden kopuyor ona bakmak lazım. Onları da şuracığa iliştiriverelim, tarihe kayıt düşme babında.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İLLEGAL HUTBE

Muhterem müslümanlar! Cenab-ı Hak; Enfal Suresi 27. Ayeti kerimede “… ki bile bile emanetlerinize hıyanet etmeyesiniz” buyurmaktadır. Müminun Suresi 8. Ayeti kerimede “Onlar (müminler) emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler” buyurulmaktadır.   Nisa 58.ayeti kerimede “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” uyarısı yapılmaktadır. Müfessirler “emanet ehli”ne , “ kamu işlerini yürütenler” anlamını vermişlerdir. Enfal 27’de şu mühim ikaz yer almaktadır: “Ey inananlar! Allah’a ve peygambere karşı hainlik etmeyin, size güvenilen şeylere (emanetlerinize) bile bile ihanet/hıyanet etmiş olursunuz.”   Buradaki  emanet  kelimesine  feraid  (görevler) anlamı da verilir. Ayette aynı zamanda  emanet  kelimesinin zıddı olan  hıyanet  de geçmektedir ki, Menar müelliflerine (Abduh/Reşid Rıza) göre, emaneti koruyan ve sahibine tevdi edene “hafîz, emin, ve...

İttifak çatırdamasın da isterse gökkubbe mi yıkılsın? 21.01.2021

Adalet Bakanı Abdülhamid Gül, daha birkaç hafta evvel söylemişti; “Adalet sağlansın da isterse gökkubbe başımıza yıkılsın” diye. Türkiye’de son bir hafta içinde yaşananlar maalesef bunun bir bakanın temennisinden öteye geçemeyeceğini bir kez daha ispat etmekle kalmadı; nasıl bir siyasi iktidar denklemi ve sistem içinde olduğumuzu yüzümüze bir kez daha vurdu. İktidar ortağı parti, bu siyasi teröre sadece sözlü olarak taraf olmakla kalmadı, kendileri gelip emniyete teslim olan saldırganlarla ilgili soruşturmada devletin bir savcısını hedef gösterdi, tehdit etti, bir siyasi parti liderinin adamı olduğuna dair afişler paylaştı ve bir siyasi linç kampanyası gerçekleştirdi. Devlet Bahçeli, yaptığı uzun açıklamada, kendilerine yapılan eleştirilerde aradığı kriterleri sıralarken “ahlakilik, hukukilik, meşruiyet” vurgusu yapmıştı. Bu kampanya tüm kamuoyuna aynı soruyu sordurttu: Nerede ahlakilik? Nerede hukuk? Nerede meşruiyet? Sürekli “muz cumhuriyeti” olmadığımızdan, “bakkal değil devlet yöne...

Dostlarla hasbihal 03.06.2020

Türkiye’nin içinden geçtiği bu zorlu süreçte, duygu ve düşünceler iklimini paylaştığımız dostlar var. Dertleştiren sorular, cevaplar, analizler, tezler, anti-tezler, sentezler. İnsanların zihinlerinin olabildiğince karışık olduğu ve henüz sağlam bir limana demir atmadığı dönemlerde bunu yapmak ziyadesiyle gerekli ve faydalı.   Ülkede en başta bir sistem sorunu var. Yeni değil, belki bir asırdan fazla bir tarihsel arka plana sahip bir durum bu. 1876 anayasası ve izleyen süreç bir yana, özellikle 1908 sonrası çoklu fikirlerin yer aldığı ortamda daha bir kavileşen siyasi fay hatları sağdan sola, muhafazakarlıktan İslamcılığa etkili olmayı sürdürmekte. İdeallerin de, hayal kırıklıklarının da, korkuların da ardında bu dönemde oluşan çizgilerin Batı ve İslam dünyasıyla girdiği ilişkilerle kemikleşen yapıları var. Tıpkı insan psikolojisinde, ruhi hastalıkları çözümlemek için derinlere inmenin gerekliliğinde olduğu gibi; bugün yapageldiğimiz pekçok tartışma, aşmakta zorlandığımız kimlikler...