Ana içeriğe atla

Hasta mahpuslar ve yaşam hakkı 26.04.2020





Hasta ve yaşlı mahpuslar konusu sağlık ve yaşam hakkıyla birebir ilişkili olduğu halde maalesef yıllardır hukuken ve fiilen yaşadıkları sıkıntılar bitmiyor. Üstelik bunda uluslararası hukuk ve evrensel normlar değil, maalesef siyasi konjonktür belirleyici oluyor.

 

Mesela Ergenekon, Balyoz davaları sürecinde mahpusken hastalanıp ölüme yürüyenler. Bilahare bu davalardan cezalara çarptırılanların yaşlılık ve hastalık hallerini avantaja dönüştüren konjonktür. Peki herkes bunlar kadar şanslı oldu mu? Maalesef. İşte Ahmet Turan Kılıç. Ne yaşı ne de hastalıkları gözetildi. Onca yıl ailesi ve sevenlerinin gayretlerine rağmen ancak 86 yaşında tahliye olup özgürlüğüne kavuşabildi. Şeyhmus Alpsoy’un ve Alpsoy ailesinin hastalıklarla dolu ve yıllara yayılan trajedisi apayrı bir hikayeydi.

 

Sürekli güncellenen araştırmalara göre Türkiye hapishanelerinde halen 450’den fazla ağır hasta olmak üzere toplamda 1350’ün üzerinde hasta mahpus bulunmaktadır.

 

Maalesef infaz yasasındaki değişikliklerden “devlete karşı işlenen suçlar” kapsamındaki siyasi mahpuslar istifade edemediler. Ağır hasta mahpusların salgın hastalık durumunda ciddi risk grubunda bulunması nedeniyle serbest bırakılarak infazlarının ertelenmesini, tutuklu olanların derhal serbest bırakılmaları kamuoyu tarafından “eşitlik ilkesi” gereği talep edildiği halde.

 

Hasta mahpuslarla ilgili fiiliyatta pek çok sıkıntı mevcut. Revire gecikmeli olarak götürülmeleri, hastaneye sevk edilmişse sevkinin gerçekleştirilmemesi, hastane randevularına tarihinde götürülmemeleri, tedavi aşamalarındaki yetersiz ve kötü uygulamalar, gelen bilgiler arasında.

 

Daha da kötüsü kimi şeker, kimi kalp, kimi yüksek tansiyon, kimi lösemi hastası olanların hayatlarını idame ettirebilmek için koğuş arkadaşlarının yardımına muhtaç olduğu haberleri medyaya çok defa yansıdı. İnsan hakları kuruluşlarınca tespit edildi. Hastane raporlarına rağmen tahliye edilmemeleri problemin esasını oluşturmakta.

 

Sosyal medya yoluyla en son gündeme gelen ağır hasta mahpus eski gazeteci Mevlüt Öztaş oldu. Astım, yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliği gibi başka pek çok hastalığının üstüne, en son kanser olduğunu öğrendi, hem de dördüncü evresinde. Zorlu bir ameliyat kendisini bekliyor ve salgında zor günler yaşıyor. Ama hala tahliyesi gerçekleştirilmedi. Bu olmadığı gibi, ailesinin de hem cezaevi şartları, hem hastane süreçleriyle ilgili gereken bilgilendirmeleri alabilmek için çektikleri sıkıntılar da cabası.

 

Kızı Büşra Öztaş, “Ne cezaevi yönetimi ne de hastane bize bilgi vermiyor. Telefonlar yüzümüze kapatılıyor, azarlanıyoruz. Bin bir güçlükle annem ve kardeşim Ankara’ya gitti ama yüzünü bile göstermediler babamın.” diyor ve ekliyor: “Çektiğimiz tüm sıkıntılara rağmen şu an için tek tesellimiz istinaf mahkemesinin sonuçlanmamış olması. Tek umudumuz böyle tahliye olması.”

 

Sabri Kaya hakeza. Geçtiğimiz günlerde Osmaniye 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde kalp krizi geçirerek hastaneye kaldırıldı. Kaya, 5 gün yoğun bakımda tedavi gördü. Bir hafta sonra ise yeniden cezaevi revirine götürüldü.

 

İnfaz yasasında babası gibi birçok mahpusun kapsam dışı bırakılmasına tepki gösteren kızı Dilan Kaya “Babamın cezasının ertelenmesini istiyorum. Eşit bir infaz yasası istiyoruz. Gözüm kulağım cezaevi kapısında. Sürekli televizyonlardan takip ediyoruz. Babam ve babam gibi mahpuslar serbest bırakılsın. Ayrımcılık yapmasınlar. Lütfen sesimizi duyun.”

 

Ödemiş T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Mehmet Salih Filiz de bu mahpuslardan biri. Bağırsak kanseri olan Filiz tedavi olamadığı için sesinin duyulmasını istiyor. Filiz, salgının Türkiye’de görüldüğü günden beri hiçbir şekilde tedavi edilmediğini, düzenli olarak kullanması gereken ilaçları alamadığını, özel besleyici mamaların da tarafına iletilmediğini iddia ediyor.

 

Vaka çok ve çoğu birbirine benziyor. İhmaller, gecikmeler, sağlıksız koşullar ve hukuki taleplerin bir türlü karşılanamaması. 

 

Oysa cezaevindeki insanlar devlete emanettir. Sağlıkları ve yaşamları öncelikli, vazgeçilemez ve ertelenemez temel haklarıdır. Tahliyeleri öncelikli olmakla birlikte, tedavileri de devletin imkanları dahilinde yapılmalıdır. Halen hapishanelerde bulunan ağır hasta mahpusların tümü tam teşekküllü herhangi bir hastane raporuna istinaden salıverilmeli, tedavileri ailelerinin yanında sürdürülmeli ve sağlık sigortası da devlet tarafından karşılanmalıdır.

 

Salgına karşı risk grubundaki bu tür mahkumların, toplum için tehlike/tehdit içeren istisnalar hariç, acilen tahliye edilmeleri gerekmekte, haklarında hüküm verilmemiş tutukluların da adli kontrol şartı ya da elektronik kelepçe takılarak tahliyeleri pekala mümkündür.

 

Hasta mahpus yakınlarının; bunun dışında, normal hastalara ilişkin cezaevinde sağlanan tıbbi bakım hizmeti, cezaevi dışındaki olanaklarla eşit hale mutlaka getirilmesi ve mahpusların yeterli düzeyde sağlıklı tıbbi bakıma erişiminin sağlanıp gerek sağlık hizmetleri, gerekse hekimle görüşme talepleri gecikme olmaksızın karşılanmasının yanında bazı başka hayati talepleri daha bulunmakta.

 

Bunlardan ilki; Cumhurbaşkanının sağlık sebebi ile mahpusları af yetkisini düzenleyen genelgenin değiştirilerek, adli tıp kurumunun tek belirleyici olmaktan çıkarılması gelmekte.

 

Ailelerin talebi, sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi kararlarında cumhuriyet savcılarının takdir yetkisinin kaldırılması ve bizzat hastanelerin verdiği raporların esas alınarak cezaların infazlarının ertelenmesi.

 

Unutmayalım ki adli-siyasi farketmez, bu insanların da sağlık ve yaşamları devlete emanettir. Devlet, bu emanete uluslararası normlara uygun biçimde sahip çıkmakla yükümlüdür.

 

Diğer taraftan ceza yasası ve infaz kanunundaki bütün bu sorunların çözümünü içeren yeni bir infaz yasası yapmak kaçınılmazdır. Cezaevlerinin birer ıslah ve rehabilitasyon merkezlerine çevrilmesi gerektiği gibi, aynı zamanda kronik hasta ve yaşlılarla ilgili zaten varolan hukuki prosedürler “ayrımsız” şekilde yerine getirilmeli; infaz yasasındaki “ayrımcılık yasağı”nı çiğneyen maddeler yenilenmelidir.

 

Bu insanlardan bir tanesi bile -hele bu salgın günlerinde- cezaevlerinde tutulmamalı, tahliyeleri ivedilikle gerçekleştirilmelidir.   

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEHMET ŞİMŞEK İLE HASBİHAL

  Sayın Şimşek sözlerimiz size, tekil olarak şahsınıza. Geleceğinizi duyduğumuzda tüm ümit kırıklıklarımıza, tüm birikmiş öfkelerimize rağmen nasıl da umutlanmıştık. İşinin ehli, rasyonel politikalara yol verecek, gelirken kimbilir ne pazarlıklar etmiş, birilerine rağmen göğsünü entrikalara siper etmiş, mevcut sistemin tüm olumsuzluklarının sürdüğünü bildiğimiz halde, doğru bildiklerinden asla taviz vermeyecek idolümüz olmaya adaydınız! Yalnızca biraz zamana ihtiyacınız vardı ki ondan da bizde bolca vardı. Son yedi yılı yara berelerle atlatmış gaziler olarak, ümitlerimizin kırıntılarını tane tane toplayıp soframıza koyacağınızı dört gözle beklemekteydik! Bizi seraptan uyandıran şey Meclis konuşmanız oldu. Tüm “acabalar”a rağmen artırmaya çalıştığımız umutların bir kez daha törpülenmesine sebebiyet verdi. Onca yaşadığımız kabustan sonra zihinlerde “Rasyonel politikalar gütmeye çalışan bir teknokrat” olarak kalmanız iyi olurdu. Selefleriniz kötü yönetime beceriksiz siyasetlerini ...

Ahlaki, rasyonel ve inkılâbi siyasetin zor(un)lukları (1) 18.08.2020

Bu ilk bölümde, konuya girmezden evvel bazı hafıza tazelemeleri/hatırlatmalarda bulunalım.   Gelecek Partisi kurulduktan birkaç gün sonra, Ankara Ekspresi’nde yazdığımız 16 Ocak 2020 tarihli  “Nasıl bir muhalefet tarzı ve dili”  başlıklı yazının son bölümünde şunları vurgulamıştık:   “İlkesel, nitelikli, samimi, yapıcı, akılcı, vicdani, ahlaki siyaset şiar edinilecek     …toplumsal sorunların insana dokunarak, endişelerini, beklentilerini sahici bir şekilde sahiplenen kadrolar ve konuların uzmanlarıyla saha pratikleriyle ortaya konmaya gayret sarfedilecek.     Tehditkâr dil ile cesaret dilinin birbirinden ayrılması yanında, yapıcı uyarılar hikmetli bir uslup ile ortaya konacak…iktidarın doğru yaptığına “doğru”, eğrisine de “eğri” denecek.     Sadece AK Parti kitlesi değil, tüm diğer kesimler de iyi kavramalılar ki uyarılarımız “dost acı söyler!” kıvamında olacak.   …    Topluma korkular aşılayan beka söylemi çeperinden ülk...

Suriyeliler ve entegrasyon politikaları 29.08.2020

29 Ağustos Cumartesi günü, Medipol Üniversitesi öğretim üyelerinden ve Karadeniz Stratejik Araştırma Merkezi (KASAM) Akademik Kurulu Üyesi Prof.Dr.Bekir Berat Özipek’in öncülüğünde düzenlenen “Sığınmacılara Yönelik Artan İhlaller ve Çözüm Perspektiflerini Birlikte Somutlaştırmak” başlıklı istişare toplantısına katıldık.   Göç İdaresi ve Adalet Bakanlığı’ndan da yetkililerin olduğu, Suriyeli ve Türkiyeli pekçok STK temsilcisi, akademisyen, hukuk ve bilim adamlarının katkıda bulunduğu toplantıda, genellikle Suriyeli sığınmacıların sorunları ve çözüm önerilerine ilişkin görüşler serdedildi.   Aldığım notları kısa kısa sizlerle paylaşmak istiyorum:   Suriyelilere dönük son dönemde artan şiddet, öldürme olayları ve birtakım siyasetçilerin sosyal medyada körükledikleri “nefret dili” ilişkisi   Mağduriyete uğrayan Suriyelilerin, emniyet bürokrasisinin kendilerine dönük ya umarsız ya da suçlayıcı tutumlarından ötürü; hak aramak için karakola gitmekten, bürokrasiyle ilişkiye ...