Ana içeriğe atla

Beş yılımız heba oldu 15.11.2020




Muhalif kesimlerin yıllardır vurgulayageldiği doğrulara varmak için bunca yıl neden beklendi? Bunca zaman, para, insan, hazine, ekonomi, hukuk, adalet neden heder edildi? Peki şimdi ne oldu? Aydınlanma yeni oldu da ‘zararın neresinden dönsek kardır” mı denildi? Sadakat/itaat düzeni birden, ehliyet-liyakat ve rasyonalite iklimiyle yer mi değiştirdi? Yoksa Erdoğan, -öyle böyle değil- bayağı süratle (raporlar, anketler, yeni partiler vs ile) gücün elden gittiğini mi farketti?

 

Hikaye, Gezi ve 17/25 Aralıklara dayanan, ailenin ve devletin ortaklaştığı bir güvenlik-korku-beka hikayesi olsa da ‘Referandum’un ardından rasyonaliteyi, hukuku, denetimi, şeffaflığı ortadan kaldıran sistem iki şey üzerine kurulmuştu: Tekelleşmiş Güç ve Vesayet.

 

Vesayet boyutunda, 15 Temmuz sonrası içine MHP’nin de katıldığı, eski Türkiye kodlarından başka ezberi-konforu olmayan ve muktedir olmayı bilinçli şekilde siyasetsizliğe bağlayan aktörlerle kurulan bir ittifaktı bu.

 

Berat Albayrak burada, medyadan iş dünyasına, güvenlik bürokrasisinden yargıya kadar uzanan gücün demir eldiveni konumundaydı. Damat, gücün sacayaklarından sorumluydu; siyasetsizliğin ve vesayetin sembolü idi. Dolayısıyla onun gidişi, gücü ve iktidarı garanti eden sacayakların doğru, etkin, verimli kullanılmadığının bir itirafıdır öncelikle. Damadı güçlü kılan şey gücün tahkimi olduğuna göre, demek ki onu gönderen şey de artık bunu sağlayamaması; aksine gücü zayıflatıyor olmasıdır. Yani burada bamteli “güç”tür. Onun, varlığını borçlu olduğu görevi ifa edememesidir. Vesayet ve siyasetsizlik habitatını beslemeyi başarmış ama gücün elden kaymasına engel olamamıştır. Damadın rolünü bu bitirmiştir. Daha önceki bakanlar, bürokratlar vb. gidişi tam da güç temerküzünü oluşturma amaçlıyken, damadınki en sahici olandır.

 

Soru şudur: Peki bu durumda “yeni” olarak sahaya sürülen kadro ve ilkeler sadece bu güç temerküzünün makyajları mı olacaktır yoksa Erdoğan gücün paylaşımına -sistemin değişimine de yol verir tarzda- razı mı olacaktır?

 

Tahminimiz, riski sevmeyen Erdoğan, yeni dönemin -piyasaların olumlu tepkisi, sıcak para, yatırım, vb. nimetlerine bakarak- ince adımlarla getirilerin tadına vara vara ilerleyecek, bunu yaparken de ulusalcı çevrelerle kurduğu ittifaka da halel getirmek istemeyecektir. Yani bu süreçte keskin dönüşler, radikal adımlar, köklü reformlar beklemek hayaline kapılmak için erkendir. Üstelik hem kurulan sistemin kompleksif yapısı, hem ilişkiler ağı, hem de mezkur ittifakla kurulan birlikteliğin konforu buna izin vermeyecektir. Sadece küçük örneklere bakmak bile bunun için yeterlidir aslında. Mesela daha önce Merkez Bankası’nın bağımsızlığı bir KHK ile elinden alınmıştı. Şimdi sadece özgür hareket etmesine mi izin verilecek yoksa yine bir KHK ile sahip olduğu bu kurumsal özerklik kendisine yeniden bahşedilecek midir? Zira bu sistemsel olduğu kadar zihniyetsel bir meseledir de. Yine mesela sembolik olarak Osman Kavala vb. şahsiyetler tahliye edilip küresel ve yerel piyasalara mesaj vermekle mi yetinilecektir yoksa yargı ve hukuk sahasında ciddi iyileştirmeler geniş kesimler lehine gelecek midir?

 

Sistemsel Dönüşüm Olmazsa Adımlar Palyatif Kalır 

 

Meramımızı sosyal medyada da paylaştığımız zincir ile anlatmaya devam edelim:     

 “Bakan Albayrak gitmeden önce Çin'i örnek göstermişti. Cumhurbaşkanı'nın kullandığı ‘şeffaflık’, ‘öngörülebilirlik’, ‘hukuk devleti’, ‘yargı reformu’ gibi kavramlardan aynı şeyi anlayıp anlamadığımızı zaman gösterecek. Zira bunların işlerlik kazanması sistemsel bir dönüşüm ile mümkün.

 

Tekil iradenin bunlara saygı göstermesi değil konumuz. Mesele kararların ortak irade, vicdan, rasyonel kurallarla alınmasında. ‘O önce öyle istedi, şimdi böyle istiyor’ düzlemi "güven" ortamına kalıcılık kazandırmaya yeterli gelmez. Geçici rahatlamaları ‘şimdilik’ kazanım olarak görüyoruz.

 

Osman Kavala vb.lerinin bugünün ihtiyaçlarına uygun şekilde tahliye edilmesi, piyasaların sıkışmışlıktan bir parça kurtulmasına kimse elbette karşı olmaz. Lakin esas meselemiz temelinde insan haklarının olduğu bir yönetişim ve bunu sağlayacak yetişmiş kadro unsuru. Ülke çok yara aldı…

 

Radikal dönüşüm ihtiyacı izahtan vareste ama buna halihazırdaki milliyetçi, ulusalcı, devletçi, vesayetçi ortaklar ne cevap verecek bakacağız. Onların tepkileri samimiyeti ölçmemize de vesile olacak. Tepki yoksa makyajla gidiliyor, varsa niyetler ciddi demektir. Bekleyip göreceğiz.

 

Berat Albayrak siyasetsizlik demekti. Yukarıdan buyuran, ‘ol deyince olduran’ bu çok ortaklı totaliterliğin sembolü ve demir eldiveni idi. ‘Günah keçisi’nin gitmiş olması bu sistemden çıkmanın da bir o kadar kolay olacağı anlamına gelmiyor. Ciddi bir network, ilişkiler ağı oluştu.

 

Daha önemlisi yeni zihniyet bunu besledi, habitat da yeni zihniyeti. Siyasi kültürün dönüşümü için ortak çaba gerekir, palyatif pragmatik ataklar günü sadece bir parça kurtarır. Önemsiz değildir, içinde itiraflar vardır, lakin dönüşüm için buna uygun kadrolar ve can yakıcı fedakarlıklar gerekir.

 

Zira toplumun bir kesiminden keskin bir intikam almak isteyen odaklarla, Erdoğan ve ailesinin bekasının buluştuğu ortak zemin bu sistemi yaratmıştır. Ortakların amacı bu ‘güvenlikçi’ bakış ile siyaset değil vesayeti kavileştirmek olmuştur. Şimdi siyasete döndüğümüz sanılmasın.”

 

Siyasete dönmenin taşıdığı pekçok anlam var. Siyasete alan açmanın halihazırdaki ittifak açısından ciddi riskleri mevcut. Konsolidasyon siyaseti, Kürt illerindeki kayyumlar, muhalefet liderleriyle ilişkiler vb. bugüne dek izlenen siyasetlerden dönüşü ve daha önce kurulanın sorgulanmasını beraberinde getirebilir. Dün tehdit olanla bugün ilişkiye girmek demek, nice “emeklerle” kurulan vesayetçi yapı açısından risk demektir.

 

Gökkubbe Yıkılmadan Adalet Sağlanabilecek mi?

 

Adalet Bakanı bu “yeni açılım” süreciyle birlikte yine teoride ‘on numara’ diyebileceğimiz cümleler kurdu. Daha öncekilerden farkı, bu defa Erdoğan’dan, Akar’dan, Elvan’dan, Ağbal’dan duyduklarımızı tamamlayıcı nitelikte olması.

 

Adalet/hukuk/yargı alanına ilişkin neler yapılması gerektiğine dair sosyal medya paylaşımlarımız aslında zımnen bu yeni sürecin sınırlarına dair soruları da içinde barındırmaktadır:  

 

“Osman Kavala adımı, Biden Amerikası’na, AB'ye, küresel finans piyasalarına mesaj niteliği taşımaktadır. Muhtemel olarak sıraya konmuş ve az çok belli olanlar da öyle. Lakin nice isimsiz mağdurlar bu sürecin makyajlarla değil, kendilerine de dokunacak şekilde gerçekçi, adil bir sürece dönüşmesini bekliyor.

 

İnfaz yasasındaki yanlışlar ve eksiklere odaklanarak, hukuka darbe vurup nice kurbanlar üreten siyasi kriterleri değiştirerek, OHAL komisyonunun proseslerine el atarak, KHK'lılarla ilgili süreçleri hızlandırarak toplumsal barış fırsatı yaratmak mümkün.

 

Bu ülkede ne zamanki ‘marjinal’, ‘isimsiz’, ‘etiketsiz’, ‘sahipsiz’, ‘siyasetin, küresel ve yerel piyasaların işine yaramayan’ insanların hakkı hukuku için adımlar atılır, işte o zaman bu ülkeye ‘güven’ gelir, eminlik gelir, öngörülebilirlik vasatı kavileşir.”

 

“Aile mi Devlet Krizi mi?” Farkeder mi?

 

Bu konuları, yeni süreci, atılan/atılacak olan adımların yeterlilik yetersizliğini daha çok konuşacağız. Son sözlerimizi de bazı kulis bilgilerine dayalı olarak ortaya atılan Berat Albayrak’ın Cumhurbaşkanlığına aday olacağına ilişkin söylentiye ayıralım.

 

Nasıl bir kısır dünyada yaşadığını tahayyül edemediğimiz bu güruhların öncelikle gerçeklikten ciddi manada kopmuş olduklarının altını çizelim. Halkın hatırı sayılır kesimlerinin başına beş senedir bela olmuş olan bir sistemin iflasından sorumlu tutulacaksınız ama ertesi gün böyle bir haberle anılacaksınız. Aslında bu durum nasıl bir sistem içinde yaşadığımızın da bariz göstergelerinden biridir. Ülke 27 saatini bir aile krizine ayırdı. Aile krizi ile devlet krizi oluştu. Nasıl adlandırırsanız adlandırın aynı kapıya çıkmakta. Bugüne dek bir çok baş yemiş olan kurt (sistem), bu defa kuzu/kurban olarak sistemin en tepesindeki ikinci adamı seçmişti. Soru şu: "Günah keçisi ilan edecek kimse kalmadığında sıra kime gelecek?"

 

Dün, tüm kamu kaynaklarını babasının malı gibi oradan oraya nakledebilen, nasıl tasarruf edileceğine karar veren bir adam elindeki bu gücü masanın üzerine bırakarak ve de günah keçisi ilan edilerek gitti. Kurt (sistem) yediği kuzuların arasına onu da kattı. İş oraya kadar vardı. Şimdi de ikinci ve son soru: “Asıl sorun demek ki gücü tek elde toplayan ve kamu kaynaklarının kullanımını tekelleştiren bu sistemde. Bunu en tepede kullanan gitti, peki sistem ne olacak?”

 

Evrensel ilkelere, yasalara, kurallara ve kurumsallaşma hedefine uygun olarak paylaşıma açılacak mı? (Aslında bu gerçek güç demektir. Çünkü paylaşılan çoğalır, güçlenir. Güç temerküzünün; belli bir maddi gücün belli sınıflar elinde toplanmasının aslında “gerçek gücün kaybı” olduğunu süreç yeter seviyede öğretti ki bugünlerde itiraflarını da yaşamaktayız)

 

Süreç buraya doğru evrilebilecek mi yoksa bir seçimlik bahar mı yaşanacak?

 

Hep birlikte izleyeceğiz…

 

5 yılımız heba oldu ki anlaşılan hiç kimse bu enkazın hesabını vermeye yanaşmayacak. Bakalım “hesap verirlik”in olduğu günleri de yaşayıp görebilecek miyiz…

 

Hamiş: Aslında belki de 10 yılımız heba oldu. beş yıl öyle kaybettik, en iyi tahminle beş yıl da toparlanmak için gerekecek. Tabii o da ikinci ‘level’ın startını eksik gedik de olsa bugünlerde verdiğimizi varsayarak. Allah sonumuzu hayretsin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İLLEGAL HUTBE

Muhterem müslümanlar! Cenab-ı Hak; Enfal Suresi 27. Ayeti kerimede “… ki bile bile emanetlerinize hıyanet etmeyesiniz” buyurmaktadır. Müminun Suresi 8. Ayeti kerimede “Onlar (müminler) emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler” buyurulmaktadır.   Nisa 58.ayeti kerimede “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” uyarısı yapılmaktadır. Müfessirler “emanet ehli”ne , “ kamu işlerini yürütenler” anlamını vermişlerdir. Enfal 27’de şu mühim ikaz yer almaktadır: “Ey inananlar! Allah’a ve peygambere karşı hainlik etmeyin, size güvenilen şeylere (emanetlerinize) bile bile ihanet/hıyanet etmiş olursunuz.”   Buradaki  emanet  kelimesine  feraid  (görevler) anlamı da verilir. Ayette aynı zamanda  emanet  kelimesinin zıddı olan  hıyanet  de geçmektedir ki, Menar müelliflerine (Abduh/Reşid Rıza) göre, emaneti koruyan ve sahibine tevdi edene “hafîz, emin, ve...

Güç Bozar, Mutlak Güç Mutlaka Hepimizi Bozar 15.02.2021

Güç Bozar, Mutlak Güç Mutlaka Hepimizi Bozar Biz bu sözü siyaset alanını tanımlamak için sevdik ve hep kullanageldik. Ama başkalarına karşı. O yüzden çoğu zaman yanlış anladık. Kimimiz elini yüzünü yakmamak için bu ‘ateş koru’ndan kaçtı, kimimiz ise cahil cesareti ve ihtirasla onu elinde tutmaya çalıştı. Oysa maharet ve itidal onu hikmetle yönetmeyi ve herkes için faydalı hale getirmeyi öğrenebilmekte. Bunun da yasaları var. Tecrübe edilmiş, sınanmış yasaları. İnkarı durumunda mutlaka otoriterleşmeye varan bu halin bir süre sonra aktörleri de değersizleşmekte; orada “biz” mi yoksa “başkaları” mı var önemsizleşmekte. Bu maalesef hep böyle oldu ve değiştirme fırsatını yakalayanlar elindekinin kıymetini bilemedi. Ama elitlerin ama toplumun zorlamaları karşısında, değiştirmeye dönük idealler yerini konjonktürel muktedirliğin korunmasına bıraktı. Bugünkü tecrübelere ulaşmanın bedeli de bir neslin heder edilmesi oldu. Şimdi daha tecrübeliyiz belki ama daha irade sahibi değiliz. Bize ...

Şura-İman İlişkisi ve Dinamik İrade Toplumu* 04.02.2021

Abdülkadir Udeh “İslam ve Siyasi Durumumuz” adlı kitabında Şûra'yı imanın esaslarından sayar ve imanın tamamlanması için şart koşar. Ona göre Şûra, Müslümanların ayırdedici özelliklerindendir.   Bu önemli tespiti, Şura suresindeki “onlar” ifadesinin amme işlerine herkesin iştirakini emreden ilahi bir uygulama olduğunun altını çizerek yapar. Şura 38 ve Al-i İmran 159. ayetlerden yola çıkarak Şura’nın İslami yönetimin (dinamik toplumun tüm şubelerinin katılımını içeren) temelini teşkil ettiğini ifade eden İslam ulemasının görüşleriyle birleştirdiğimizde, insan tekinden devlet kurumsallaşmasına kadar konunun içiçe ve birbirine kopmaz bağlarla bağlı bir sorumluluk alanı ve kurumsallaşma zorunluluğunu içerdiğini gözlemleriz.   Arap Baharı tecrübesini yaşamış İslam toplumlarının bugün, imanın şartlarından olan “Şura Bilinci”ni gündemleştirme, tartışma ve neden müminlerin ayırdedici özelliklerinden olduğuna dair derinleştirme ihtiyacı söz konusudur. Sorumluluklarımızın kurumsallaştır...