Ana içeriğe atla

Hoca 'reform'a nasıl bakıyor? 17.11.2020

 






Davutoğlu, Berat Albayrak krizinin ardından kamuoyunda “İktidarın U dönüşü”, “Yeni Dönem” ya da “Reform” olarak nitelenen cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına ilişkin, bugünkü gündem konuşmasında detaylı bir değerlendirme yaptı.

 

Adeta geçmiş dönemin altından girip üstünden çıktı. Başta ataerkil aile ilişkilerinin yönetişime verdiği zararlar olmak üzere, kötü ekonomi yönetimi, ahbap-çavuş ilişkileri, rant ekonomisi, demokratik kurumsallığa verilen zarar, hukuk devleti normlarının ayaklar altına alınmasının hesabının mutlaka verilmesi gerektiği üzerinde durdu. Dünden bugüne rakamlarla da tabloyu ortaya koydu. Ortada bir enkazın olduğundan, buradan bir “pardon” ile sıyrılmanın mümkün olmadığından, bile isteye iradi tercihlerle yapılan hataların halkın emaneti olan kamu malına ve otoritesine verdiği milyarlarca dolarlık maddi ve insani zararların hesabının sorulması gerektiğinden bahsetti. 18 yıllık iktidarın sanki 18 günlük bir hükümet gibi davranmasını ve burada günyüzüne çıkan çelişkileri kara mizah içeren örneklerle irdeledi.

 

Sadece iktidara değil, finans ve sermaye çevrelerine de çıkıştı. Salt ekonomik  çıkarlarına odaklanmalarını eleştirerek, “Acı Reçete”nin sadece halkın sırtına yüklenmesinin çarpıklığı ve adaletsizliğine dikkat çekti.  

 

Sonunda da, demokratik sistemlerde bir “pardon” ya da “af” müessesesinin olmadığı, bunun yolunun istifa olduğunun altını çizdi. Bu minvalde ve haklı olarak oldukça sert ve radikal eleştirilerde bulunduktan sonra da bütün bu enkaza rağmen, halkın çektiği ekonomik ve yargısal sıkıntıların giderilmesi adına yine de destek olunacağını 10 maddelik bir şartname ile açıkladı.

 

Konuşmasından birebir alıntıladığımız bölüm şöyle:

 

1. Bu ucube cumhurbaşkanlığı sistemini kaldırmak üzere hızla adım atın, sonra destek talep edin biz de bakalım. Tam demokratik bir güçlendirilmiş parlamenter sistem için adım atın, biz de gereken desteği verelim.

 

2. Yargıdan, adaletten, hakimlerden, savcılardan elini çek hepsi özgür kalsın. Adalet bağımsız bir şekilde işlesin. Son dört beş yıldır atadığınız FETÖ’nün hakimleri ve savcıları gibi talimatla hareket eden ne kadar savcı ve hakim varsa bir an evvel temizleyin. Sonuna kadar destek verelim.

 

3. Milyonlarca Kürt vatandaşımızın oylarını yok sayan kayyım düzenine son verin. Sırf siyasi baskı olsun diye hapse attığınız yüzlerce, binlerce siyasi figürün haksız mahkumiyetlerine ve yargılamalarına son verin. Biz de sonuna kadar destek verelim.

 

4. Yolsuzluk düzenine son verin. Kamu bankalarının milletin kaynaklarını üç beş firmaya peşkeş çekmesine son verin. Son yıllarda bu şekilde verilmiş kredileri hızla geri çağırın. Biz de sonuna kadar size destek verelim.

 

5. Varlık Fonunu hemen lağvedin. Varlık Fonu dolayısıyla ortaya çıkan zararın hesabını verin. Biz de sonuna kadar destek verelim.

 

6. Polisin ve yargının 1990’lar manzaralarını elini kolunu sallayarak hayata geçirmesine dur deyin. İnsanların protesto ve gösteri hakkını yasaların izin verdiği azami sınırlar içerisinde istedikleri gibi kullanmasına hukuksuz engeller çıkarmayın.

 

7. Seçilmişlere karşı her türlü vesayetin, engelin ortadan kaldırılmasını sağlayan. Bir polis memurunun seçilmiş milletvekilinin üzerine yürüme cesaretine son verin.

 

8. İfade hürriyetinin önünü tamamen açın. Üç maymuna dönmüş bu medya düzeniyle sadece dünyaya rezil oluyorsunuz. Ülke içinde trollerden oluşan bu cahil sürüsünün söylediği hiçbir şeyi kimse zaten izlemiyor, zaten inanmıyor.

 

9. 1990’ları aratmayan insan hakları ihlallerinin hızla soruşturulmasını sağlayın. İşkence, yargısız infaz, kaybolma iddiaları alıp başını gitmiş durumda. Tam demokratik bir Türkiye için polisin, askerin ve yargının demokrasi karnesini düzeltin. Biz de sonuna kadar destek verelim.

 

10. Tam demokratik Türkiye için, bütün vatandaşların kendisini diliyle, diniyle, mezhebiyle, bölgesiyle, mesleğiyle, memleketiyle Türkiye’ye ait hissedeceği bir yeni anayasa gündemini getirin. Biz de sonuna kadar destekleyim.

 

Rehabilite Edilmesi Gereken Siyaset ve İktidar Medyası

 

Hoca haklı eleştiriler sundu. ‘Eski cumhurbaşkanı’na karşı ‘Yeni Erdoğan’a ironik biçimde başarılar diledi! Zaten bugünlerin en temel konusu da bir yandan “acı reçete”ye varılan noktada geçmişte işlenen günahların payının toplumun gözünden kaçırılması iken, diğer yandan iktidar medyasında bu konularda muhalefet partileri sanki hiç uyarılarda bulunmamışlar ve haklı çıkmamışlar gibi pişkin ve üstenci tavrın sürdürülmeye çalışılması.

 

Oysa “yeni dönem”e ilişkin gerçekten umutların oluşabilmesi isteniyorsa öncelikle siyasetin normalleşmesine gayret sarfetmek gerek. Bu bir “seferberlik” ise eğer, öncelikle iktidar medyasının bunu yukarıdan aşağıya bir strateji içerisinde gerçekleştirmesi gerekir. Tabii normal bir ülkede!

 

Maalesef gerek ekonomik gerekse yargı alanlarında onca mağdurun oluştuğu bir vasatta, medya hala burnundan kıl aldırtmamaya çalışmakta! Hala geçmişin de bugünlerin de çok öncelerden hesaplanagelmiş bir aklın ürünü olduğunu halka anlatmakla meşgul. Tabii klasik ayrıştırmacı tehdit dilini de kullanmayı ihmal etmeden. Vesayetçi ulusalcıları andırır biçimde “o zaman öyle gerekiyordu; anlamayanlar muhterislerdir! Eleştirilerinizi dikkatli yapın, gözümüz üzerinizde” kıvamında yazılar karalamakla meşguller.

 

Nedamet getirmenin zayıflık olarak addedilmesi ve kibir, gerçekleri, bugünün ihtiyaçlarını görmelerini maalesef engelliyor. Seferberliğin aynı zamanda bir moral-motivasyon meselesi olduğu; önemli olanın ülke ve halk olduğu; siyaset normalleşmeden, normalleşmeye giden bir dil ve anlayış üretilmeden toplumda da sahici bir karşılık bulmayacağı izahtan varestedir.

 

İnşallah bu ‘aparatçik’ ve ‘ruhbanlar’a rağmen, bir sistemden diğerine geçmeyi beklemeden de halkın her alandaki mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin uyarılara kulak verilir de hem eve giren ekmeğe, hem de toplumsal barışa dönük adımlar gereğince atılır.

 

“Bizi geçmişte ayakta tutan ittifak alanı ve paradigma-retorikleri ne ise aynen koruyalım ama küresel pastadan da ihtiyacımız olanı alalım” anlayışına saplanıp kalınırsa reformun da makyajının dökülmesi çok uzun sürmez.

 

Doğrusu, bu sürecin, gerekli sinerji ve olgunluğa dayanmayan kötü bir noktadan başlamakla birlikte, ivedi çözümler bekleyen geniş yığınlar için bir umut olması noktasında duacıyım. Muhalefet de dilini buna göre oluşturmalı ve Erdoğan’ın yükselttiği çıtayı rasyonellik adına fırsat olarak görüp özellikle muhafazakar kesimlerle duygudaşlığa ilişkin avantaja çevirmelidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hoca derslere devam ediyor (2) 05.06.2020

“Bugün, Türkiye’de bir ekonomik kriz yaşadığımız için siyasal kriz yaşamıyoruz. Tam tersine,  bir siyasal kriz, hukuk krizi, adalet krizi ve en önemlisi yönetim krizi yaşadığımız için ekonomik kriz yaşıyoruz.”   Hocanın 1 Haziran konuşmasındaki bu sözleri hukukun keyfileşmesi, adaletin erimesi, özgürlüklerin baskı altına alınmasının ülkelerin ekonomik ve sosyal krizlere kapılmasındaki sebep-sonuç ilişkileri yasasını özetliyor. Sebepler zincirinin sonucu olan siyasal krizler ekonomik yönetimindeki çelişkileri de, krizleri de tetikleyip derinleştiriyor.   Bu meyanda virüs salgınıyla literatüre girip kullanılan “normalleşme” olgusunun, sadece berberlerin, AVM’lerin açılmasına atfen değil, memleketin diğer sorunlarıyla bağlantılı sadra şifa yönelimler için vesile kılınması niyazıyla ilkesel boyutta irdeliyor hoca:   “Bu nedenle, normalleşme kavramını ülkenin nefes borularının açılması, dinamizminin önündeki engellerinin kaldırılması ve gençlerimizin yaratıcılığını körelt...

İdlib, insanlığımızın turnusolu 05.03.2020

Suriye’yi konuşurken insanı merkeze koymayan siyasi tahlilleri ciddiye almak mümkün değil.   Ötesi, bu bilinçli olarak yapılıyor ve “Türkiye orada işgalci…” falan diye başlıyorsa buruşturup çöpe atmak gerek.   Soruyorum kendime; “Bunu soranın derdi uluslararası hukuk falan mı!?” diye.   Öyleyse aynı kafa neden Rusya, Esed, İran’ın dokuz yıldır süregelen mezalimine, insanlık ve savaş suçlarına, kimyasala, okul, hastane, böcek, çiçek demeden sürgit devam eden soykırıma ses çıkarmaz.   Demek ki motivasyon(!) başka.   15 Temmuz’dan sonra iktidar adaleti, hukuku, ekonomiyi altüst etti, doğru. Dili sivrileşti, yandaşlar kayrıldı, totaliterlik çiğnenen ilkeler ve ulusalcılaşmayla bağlantılı olarak arttı;, Perinçek memnun, hepsi doğru. Dış siyasette olması gereken denge de uzunca bir dönemdir eli ayağına dolaştı, o da doğru.   Lakin;   Suriye’yi konuşurken totalitarizme vurgu yapmak bir tercih.   Suriye’yi konuşurken Esed’in diktatörlüğüne, Rusya’nın Groz...

Medyatik olmayan konular 11.11.2020

Türkiye damadı tartışadursun (fazla uzun sürmeyeceğini düşünüyorum.) nice konular var ki medyada kendine yer bulmakta zorlanıyor. Önce damat konusuna kısaca bir bakalım.   Malum, mesele kişilerle bağlantılı değil, sistemik bir sorun. Zihniyetsel ve sistemsel dönüşüm olmadan işlerin düzelmesi zor. Mesele keşke sadece ekonomi olsaydı. Altyapıya hukuk, yargı, adalet…diye sıralayabileceğimiz uzun bir listenin yerleşeceği ama en temelinde de “kişiye özel başkanlık sistemi”nin olduğu bir sebepler zinciri var elimizde.   Trump gitti Biden geldi; “acaba dünya biraz otoriter yönelimi yumuşatmak zorunda kalır mı?” diye sorup beklerken, ilk ataklar bizden geldi. Önce Naci Ağbal, ardından Lütfi Elvan ile değişime ilk tepkileri vermiş olduk. Her ne kadar kamuoyuna yansıyan magazinel detaylarda ‘kayınperderini doğru bilgilendirmeyip aldatan damat’ profili olsa da, beş yıldır yaşanan süreç malum. Koskoca bir toplumun “icmaen” birleştiği neredeyse tek konu idi damat. Aslında onun bu kadar uzu...