Ana içeriğe atla

Medyatik olmayan konular 11.11.2020





Türkiye damadı tartışadursun (fazla uzun sürmeyeceğini düşünüyorum.) nice konular var ki medyada kendine yer bulmakta zorlanıyor. Önce damat konusuna kısaca bir bakalım.

 

Malum, mesele kişilerle bağlantılı değil, sistemik bir sorun. Zihniyetsel ve sistemsel dönüşüm olmadan işlerin düzelmesi zor. Mesele keşke sadece ekonomi olsaydı. Altyapıya hukuk, yargı, adalet…diye sıralayabileceğimiz uzun bir listenin yerleşeceği ama en temelinde de “kişiye özel başkanlık sistemi”nin olduğu bir sebepler zinciri var elimizde.

 

Trump gitti Biden geldi; “acaba dünya biraz otoriter yönelimi yumuşatmak zorunda kalır mı?” diye sorup beklerken, ilk ataklar bizden geldi. Önce Naci Ağbal, ardından Lütfi Elvan ile değişime ilk tepkileri vermiş olduk. Her ne kadar kamuoyuna yansıyan magazinel detaylarda ‘kayınperderini doğru bilgilendirmeyip aldatan damat’ profili olsa da, beş yıldır yaşanan süreç malum. Koskoca bir toplumun “icmaen” birleştiği neredeyse tek konu idi damat. Aslında onun bu kadar uzun süre o makamlarda kalışı da yine sistemin yaşadığı daralma ve güç temerküzü yüzünden idi. Şimdi öne sürülen görüntü cumhurbaşkanını doğru bilgilendirecek olan (cumhurbaşkanının buna muhtaç hale gelmesi de yine aslında kendi kurduğu sistemden kaynaklanmakta) bir Merkez Bankası başkanı ve Hazine ve Maliye Bakanı’nın tercih edilmiş olması. Bu da tek kişinin iradesiyle gerçekleşen bir durum. Anlaşılan o irade şimdi, hem olan biteni sahici bir şekilde öğrenmek istiyor, hem de içeriye ve dünyaya mesaj veriyor.

 

Tabii yeni kadroların işi de bu ortamda bir hayli zor. Lütfi Elvan geçmişte önemli işlere imza atmıştı. Ehliyet liyakatın önemini görevdeyken tada tada yaşamıştı. Hiçbir şey yapmasa bile sadece geldiği önemli görevlerde suistimallerin önünü kesmiş olması bile onun CV’sini değerli kılmakta. Bilenler biliyor da, bilmeyenler de öğrensin. Yani, aslında normal şartlarda mecvut sistemde çok da makbul görülmeyecek insanlar listesinden. İşi de bu yüzden zor. Doğru bir ekip kurması gerekecek. Cesur hareket etmelerini temin edecek. Sağdan soldan muhtemel mobinglere karşı hem kendisini hem de onları koruyacak mekanizmaları işlerliğe koyacak. Sistemin çarklarının dönüş şekline alışmış olanlara “hele bir durun bakalım” demek durumunda kalacak. Hem zamanın ruhu onu gerektiriyor, hem de Elvan’ın kişiliği. Evet bakanlar eski yetkilerine sahip değiller. Cumhurbaşkanının atanmışlar kadrosunda danışman olma sınırlarını aşabilmeleri mümkün değil. Paradoksal olsa da bu durum avantaj da sağlayabilir. Eğer Erdoğan’dan gerekli desteği alırsa başkalarının uygulayacağı baskıların üstesinden gelmesi de kolaylaşabilir. Şikayet ettiğimiz mekanizma, hiç olmazsa kısa vadede bazı yaralara merhem işlerin pratiğe aktarılmasına, bu vesileyle piyasaların rahatlaması, bir parça güven tesis edilmesi ve bu yolla bugün açılmayan bazı kapıların açılması belki mümkün olabilir. Lakin, vitrine adam koyup aynı hataların devam ettirilmesi söz konusu olursa, bu makyajın dökülmesi çok uzun sürmez. En başta da yeni gelenler herhalde böyle bir atmosferde daha fazla kalamayacaklarını görüp “af” talebinde bulunabilirler. Bakalım, bekleyip göreceğiz. Ama şu fikrim baki; böyle bir sistem nice iyi niyetli, ehliyet liyakat sahiplerini harcamaya müsaittir. Bir umudum şu ki; Erdoğan eğer son bir umut tablonun vehametini farkedip başka büyük adımlar da atmaya karar verirse ne ala. Çünkü bu kadarla (ve sadece kadrolarla) kalmayacağını düşündürten bu yeni süreç de yüze göze bulaştırılırsa, içte ve dışta zaten yeter derecede tükenmiş olan kredilere, halkın uzatmalı olarak verdiği kredinin bitişi de eklenir!

 

***

 

Gündemdeki makro konulardan maalesef diğerlerine sıra gelmiyor. Aslında o “diğerleri” gündem ne olursa olsun hiç mi hiç gündem olmuyor.

 

Sağolsun Adalet Bakanı arada çıkıp teorik hukuk güzellemeleri yapıyor. Anayasa mahkemesi çıkışı da hukuksal/yargısal hiyerarşiyi tekrar hatırlatması açısından anlamlıydı ama lal kesildiği ve adeta göreve geldiği günden beri konuşma orucunda olduğu konular da var.

 

Mesela Keskin Cezaevinde tutuklu/mahkumlardan pozitif çıkanlarla diğerlerinin aynı koğuşa konduğu, sebep olarak da fiziki yetersizliğin gösterildiği bilgisi sosyal medyada dolaşımda. Daha öncekilerde de olduğu gibi bunda da Adalet Bakanı’nın çıkıp konuşması, ailelerin, yakınların, mahpusların kalplerini serinletmesi beklenirdi ama ne mümkün. Keşke bu konular da Sağlık Bakanı’nın alanına girseydi. Hiç olmazsa gazeteciler soru sorar o da öyle böyle bir cevap verirdi, “şu oldu, bizde şunu yapıyoruz/yapmak istiyoruz” kıvamında. Ama Adalet Bakanı’nın ağzını bu konularda bıçak açmıyor. Peki ya medya!? “Damadın instagram sayfasını takip etmeyen(!) medya bu konuları mı gündeme taşıyacak?!” dediğinizi duyar gibi oldum. Maalesef durum bu. Gerçek mi değil mi ancak bir ziyaret, mahkumlardan birilerinin ailelerine açtıkları bir telefon ya da bir komisyon incelemesini mi bekleyeceğiz? Oysa bu insanlar hangi sebepten içeride olurlarsa olsunlar devlete emanetler. Yaşam ve sağlık hakkı kutsal.

 

***

 

Bir başka konu da Vanlı göçmenlerin dramı. Van üzerinden gerçekleşen ve sınır ötesinden içeriye doğru genişleyerek sızan bir trajedi var ortada. Yaz aylarında tekne kazalarında hayatlarını kaybeden insanlar Van Barosu (bu konuda bir rapor hazırladılar: https://www.evrensel.net/haber/410997/van-golundeki-sebeke-ahtapotun-sadece-bir-kolu), bazı sivil toplum örgütlerini çatısı altında buluşturan Van Mülteci Dayanışma Ağı (https://www.evrensel.net/haber/418509/multeci-dayanisma-agi-van-) ve Evrensel gazetesi gibi sınırlı yayın organları dışında medyanın duyarlılık alanına girmedi. Aynı gazetede yer alan iddialar, olayların mahiyetinin resmi makamlarca örtülmeye çalışıldığı ve aslında geniş bir şebekenin, internette bile ilanlar vererek “göçmen kaçakçılığı” üzerinden ciddi bir rant mekanizması ürettiği şeklindeydi.  

 

https://www.evrensel.net/haber/408395/van-golu-multecilerin-yeni-olum-rotasi-oldu

 

https://www.evrensel.net/haber/408515/yolcu-sifresiyle-multecileri-olume-tasidilar

 

Ege Denizindeki ölümlerin tüm dünyada medyatikleştiği dönemlerle karşılaştırıldığında, bir o kadar vahim olan Van’daki dramın gözlerden ırak kalması maalesef trajedileri büyütecek gibi! Çok önemli makro konulardan bunlara sıra gelmediği vakıa, lakin iktidarı muhalefeti farketmeksizin gerek medyanın, gerekse sorumluların cesur bir şekilde bu kanayan yaranın üzerine gitmeleri gerekmekte. Belki sosyal medyada yapılabilecek bir hashtag çalışması bunda etkili olabilir, kim bilir. 

 

***

 

3 çocuk annesi Jülide Kurşun ev hanımıydı ve Fatsa’da gözaltına alınmıştı. Öğretmen olan eşi Yusuf Ziya Kurşun ise dört yıldır Ordu’da tutuklu idi. Dokuz yaşlarındaki ikizleri Enes ve Hafza ile üç yaşındaki Ömer Selim ana-babalarından uzak bir trajediye mahkum olmuşlardı. Hamdolsun ki Jülide Kurşun “yurt dışına çıkış yasağı” şartıyla serbest bırakıldı. Ana-baba tutuklu mağduriyetlerinden biri daha giderilmiş oldu ama geride kalanların ne olacağı hala meçhul. Hasta, yaşlılar ve bebekli anneler de cabası.

 

Daha önceki birkaç örnekle beraber Jülide Kurşun gelişmesi de bizde ‘iyi şeyler de oluyor’ duygusunu artırıyor. Daha iyisi de olabilir. Zihniyetsel bir dönüşüm ve üzerine bina edilecek adalet başta olmak üzere kamusal reformlar ve ehliyet liyakat sahibi hukuk ve bürokrasi kadrolarıyla neden olmasın.

 

Damat, milyonlarca insanı ilgilendiren onca krizin içinde nefsi bir kriz de yaratarak kendisini meçhule bıraktı. Kendisine destek verir gibi yapan bürokrasideki taraftarları hariç kimse üzülmedi ama gidiş biçimi ülkenin kimlerce yönetildiğini bir kez daha ortaya yere serdi. Şimdi sistemik sorunlara kendisinin de yaptığı katkıları tashih etmek üzere bir açılım yapıldı, ki inşallah fayda getirir. Aynı açılımların bütün bu sorunların temelindeki hukuk-yargı-adalet konularında da gerçekleşmesi niyazıyla diyelim…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEHMET ŞİMŞEK İLE HASBİHAL

  Sayın Şimşek sözlerimiz size, tekil olarak şahsınıza. Geleceğinizi duyduğumuzda tüm ümit kırıklıklarımıza, tüm birikmiş öfkelerimize rağmen nasıl da umutlanmıştık. İşinin ehli, rasyonel politikalara yol verecek, gelirken kimbilir ne pazarlıklar etmiş, birilerine rağmen göğsünü entrikalara siper etmiş, mevcut sistemin tüm olumsuzluklarının sürdüğünü bildiğimiz halde, doğru bildiklerinden asla taviz vermeyecek idolümüz olmaya adaydınız! Yalnızca biraz zamana ihtiyacınız vardı ki ondan da bizde bolca vardı. Son yedi yılı yara berelerle atlatmış gaziler olarak, ümitlerimizin kırıntılarını tane tane toplayıp soframıza koyacağınızı dört gözle beklemekteydik! Bizi seraptan uyandıran şey Meclis konuşmanız oldu. Tüm “acabalar”a rağmen artırmaya çalıştığımız umutların bir kez daha törpülenmesine sebebiyet verdi. Onca yaşadığımız kabustan sonra zihinlerde “Rasyonel politikalar gütmeye çalışan bir teknokrat” olarak kalmanız iyi olurdu. Selefleriniz kötü yönetime beceriksiz siyasetlerini ...

İktidarın amacı avukatların sorunlarını çözmek mi? 23.06.2020

Ankara’ya doğ ru yürüyüş yapan baro başkanlarının iki gündür Ankara girişinde süründürülmesi ve bugün barikatın açılarak sorunun kısmen çözülmüş görünmesi, bütün bir ülkeye “değdi mi?” sorusunu sordurttu.   Siyasetin uzunca bir süredir sorunların çözümünde “Ben yaparım olur” mantığını gütmesi ve bu mantığa işlerlik kazandırdığı hadiselerin vakay-ı adiye haline gelmesi bir yana; KHK’lılar, bir elin parmaklarını geçmeyen asker anneleri, gaziler vb. hadiselerde de gördüğümüz üzere toplantı ve gösteri yürüyüşlerine dönük hukukla sorunlu görüntüler arzeder bir yol izlemekteydi. Hakeza bazı olaylarda emniyet güçlerinin orantısız güç kullanımına başvurması, hukuk ve siyasetin içiçe geçtiği tartışmaları alevlendirmekteydi. OHAL döneminin kendi içi hukukunda bunu izah nispeten kolay olmakla birlikte, OHAL sonrasında da alınan tedbir kararlarıyla, güvenlik vb. bahaneler ardına sığınılmış, pandemi süreci de bahaneler zincirine yeni bir halka olarak eklenmişti. Aslında her alanda iyi gitmeyen ...

Barolar tartışması ve tecrübeli hukukçu Ali Aydın 08.07.2020

6 Temmuz günü yaptığı olağan basın toplantısında Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, barolar tartışmasına ilişkin önceliği hükümete verse de, karşıt pozisyonda olanlara da eleştiri sunarak özetle şu hususlara vurgu yapmıştı:   “…Barolarla veya başka bir alanla ilgili yapılacak her türlü düzenleme öncelikle katılımcı olmalı. İlgili bütün paydaşların fikirlerinden faydalanılması gerekiyor. İktidar söylemek istediği ne varsa sonuna kadar söyleyebilme hakkına sahip. Tüm televizyonlar emirlerinde. Ama aynı hak avukatlar için geçerli değil.   Peki madalyonun diğer tarafı çok mu parlak?   En fazla demokrasiden, çoğulculuktan ve farklı fikirlerin hakkıyla temsilinden yana olması gereken barolar ise en fazla şikayetçi olduğu çoğunlukçuluktan yana. Yani bir oy fazla alan herşeyi alsın, başka kimseye hayat, söz hakkı tanımasın.   En fazla FETÖ’den, bölücülükten, farklı gruplaşmalardan ve çok başlılıktan şikâyet eden hükümet ise çoklu barodan yana. İşin esası şu; ikti...